Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çin

Tavas Barış Gazetesi - Çin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Deneyim Ve Ortak Akıl DSO Yüksek İstişare Kurulu'nda Buluştu Haber

Deneyim Ve Ortak Akıl DSO Yüksek İstişare Kurulu'nda Buluştu

DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu'nun başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya Yüksek İstişare Kurulu üyeleri ile DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu ve Yönetim Kurulu Üyeleri katıldı. Kasapoğlu: "Kaynak Üreten ve Katma Değer Sağlayan Bir Yapıya Ulaştık" Toplantının açılışında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, görev süresince yürütülen çalışmalar, hayata geçirilen projeler ve Odanın kurumsal gelişim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kasapoğlu, stratejik plan doğrultusunda dört yıllık dönemde sürdürülebilirlik, verimlilik, dijital dönüşüm, mesleki eğitim, yatırım altyapısı, organize sanayi bölgeleri, proje geliştirme ve savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanda önemli çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, Denizli Sanayi Odasının üyelerine daha fazla değer üreten, çözüm odaklı ve geleceğe hazırlanan bir kurum olma hedefiyle çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Denizli Model Fabrika, Teşvik Ofisi ve Enerji Verimliliği Merkezi’ninsanayicilere sunduğu hizmetlerin her geçen gün daha fazla karşılık bulduğunu belirten Kasapoğlu, Odanın kendi projeleriyle kaynak üreten ve üyelerine katma değer sağlayan bir yapıya kavuşması yönünde önemli mesafe kat edildiğini söyledi. Başkan Kasapoğlu ayrıca, Yüksek İstişare Kurulu'nun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Odanın en önemli danışma mekanizmalarından biri olmaya devam edeceğini vurgulayarak, Kurul üyelerinin bilgi, tecrübe ve önerilerinin yeni dönem çalışmalarına yön verdiğini ifade etti. Yeni Dönemin Yol Haritası Kurul Gündeminde Toplantıda, 2026-2030 döneminde oluşacak DSO organ yapısına ilişkin değerlendirmeler de gerçekleştirildi. Yeni dönemde Odanın kurumsal yapısının daha da güçlendirilmesi, sektörel temsiliyetin artırılması ve sanayicilerin beklentilerine daha etkin cevap verecek yönetim anlayışının sürdürülmesine yönelik görüş alışverişinde bulunuldu. Kurul üyeleri, Denizli sanayisinin rekabet gücünü artıracak öncelikli çalışma alanları, sanayide dönüşüm süreci ve gelecek döneme ilişkin stratejik hedefler konusunda görüş ve önerilerini paylaştı. Şirinköy Projesinde Gelinen Son Durum Ele Alındı Toplantıda ayrıca Denizli Sanayi Odası tarafından Şirinköy'de yürütülen tesis projesinde gelinen son durum hakkında Kurul üyelerine bilgi verildi. Projede yer alan idari bina, restoranlar, kafeler ve sosyal yaşam alanlarından oluşacak yatırımın, Odanın kurumsal kapasitesini güçlendirecek önemli çalışmalardan biri olduğu ifade edildi. Projeye ilişkin konuşan Kasapoğlu, söz konusu yatırımın fiziki bir tesis olmanın yanı sıra Denizli Sanayi Odasının geleceğine yönelik vizyonunu yansıtan stratejik bir yatırım olduğunu söyledi. Denizli Sanayisi Savunma Sanayiinde Yeni Döneme Hazırlanıyor Toplantıda savunma sanayii alanında yürütülen çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin yol haritası da ele alındı. Denizli'nin üretim kabiliyetinin bu stratejik sektörde daha etkin değerlendirilmesine yönelik atılabilecek adımlar kurul üyeleriyle istişare edildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Kasapoğlu, savunma sanayiine yönelik yürütülen tedarikçi görüşmelerine firmaların gösterdiği yoğun ilginin Denizli sanayisinin bu alandaki potansiyelini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Kasapoğlu, bu potansiyelin somut iş birliklerine ve yeni üretim fırsatlarına dönüşmesi için yürütülen çalışmaların önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladı. Küresel Üretimdeki Dönüşüm Değerlendirildi Toplantıda DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu, nisan ve mayıs aylarında gerçekleştirdiği Güney Kore ve Çin ziyaretlerinde edindiği gözlemleri kurul üyeleriyle paylaştı. Çin’in sanayi politikaları, üretim modeli ve küresel rekabet anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konyalıoğlu, bu dönüşümün Türk sanayisi açısından ortaya çıkardığı fırsat ve riskleri ele aldı. Konyalıoğlu, “Küresel rekabet artık hız, teknoloji ve verimlilik ekseninde şekilleniyor. Bu dönüşümü doğru okuyarak üretim kabiliyetimizi daha yüksek katma değerli alanlara taşımamız gerekiyor.” dedi. Toplantının son bölümünde Yüksek İstişare Kurulu üyeleri, gündemde yer alan konulara ilişkin değerlendirme ve önerilerini paylaşarak Denizli sanayisinin geleceğine yönelik görüşlerini aktardı. Kurul üyeleri, Kasapoğlu’nun görev süresi boyunca yürüttüğü özverili çalışmaları takdirle karşıladıklarını belirterek, Denizli Sanayi Odası’nın ilgili kurumlar nezdinde tarafsız, güçlü ve saygın bir temsil kabiliyeti kazanmasında bu yaklaşımın önemli katkı sağladığını ifade etti. Yeni dönemde de aynı vizyonun sürdürülmesi yönündeki temennilerini paylaştılar. Ortak akıl ve istişare kültürü çerçevesinde gerçekleştirilen toplantı, dilek ve temennilerin ardından sona erdi.

Reel sektörün kritik başlıkları DSO Meclisi’nde değerlendirildi Haber

Reel sektörün kritik başlıkları DSO Meclisi’nde değerlendirildi

DSO Haziran Ayı Meclis Toplantısı, DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu başkanlığında DSO Hizmet binasında gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olarak Çardak Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Bölge Müdürü Mehmet Yeşilpınar katıldı. Toplantıda, DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu tarafından gerçekleştirilen Güney Kore ve Çin’e gerçekleştirilen ziyaretlere ilişkin hazırlanan rapor Meclis üyeleriyle paylaşıldı. Raporda, küresel üretim ve ticaret dengelerindeki değişim ele alınırken, Çin’in üretim, lojistik, teknoloji ve ticaret ağlarını entegre biçimde yöneten güçlü bir ekonomik modele dönüştüğü vurgulandı. Sanayisi Güçlü Olmayan Ülkelerin Ekonomik Olarak Ayakta Kalması Zorlaşıyor Toplantının açılışında konuşan DSO Başkanı Selim Kasapoğlu, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün sanayinin stratejik önemini daha da artırdığına işaret ederek, sanayisi güçlü olmayan ülkelerin ekonomik olarak güçlü kalmasının giderek zorlaştığını söyledi. Jeopolitik gerilimlerin arttığı, ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği ve küresel rekabetin sertleştiği mevcut ortamda üretim kapasitesinin korunmasının her zamankinden daha kritik hale geldiğini dile getiren Kasapoğlu, “Bugün kaybedilen üretim kapasitesini, yatırım iştahını veya ihracat pazarını yeniden kazanmak kolay olmuyor” dedi. Enflasyon verilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kasapoğlu, üretici fiyatlarında maliyet baskısının devam ettiğine dikkat çekti. Sanayicilerin enerji, hammadde ve finansman maliyetleri nedeniyle üretim planlamasında önemli zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve enflasyonla mücadele sürecinde üretim maliyetlerini dikkate alan politikaların önem taşıdığını ifade etti. Sanayideki Daralma Ekonomik Görünüm İçin Alarm Veriyor Sanayinin katkı sunmadığı bir büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Kasapoğlu, TÜİK tarafından açıklanan 2026 yılı ilk çeyrek büyüme verilerini değerlendirdi. Yüzde 2,5’lik büyümenin küresel ölçekte yaşanan savaşlar ve ekonomik belirsizlikler dikkate alındığında olumlu görülebileceğini ancakbüyümenin niteliğinin önemine dikkat çekerek “Büyüme oranının kendisinden daha önemli olan konu, bu büyümenin hangi sektörlerin katkısıyla gerçekleştiğidir.” dedi. İlk çeyrekte sanayi sektörünün yüzde 0,8 daraldığına ifade eden Kasapoğlu, bilgi ve iletişim, hizmetler ve tarım sektörlerinin büyümeye katkı sağladığını, buna karşın sanayide yaşanan daralmanın üretim kapasitesi ve ülkenin orta vadeli rekabet gücü açısından önemli bir gösterge olduğunu söyledi. Kasapoğlu, sanayinin üretim, ihracat, verimlilik artışı ve teknolojik dönüşümün merkezinde yer aldığını, sanayideki ivme kaybının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Büyüme verilerinin dış ticaret tarafında da önemli sinyaller verdiği ilk çeyrekte, mal ve hizmet ihracatının yüzde 12,7 daraldığını hatırlatan Kasapoğlu,küresel talepteki yavaşlama, jeopolitik riskler ve artan rekabet baskısının ihracatçılar üzerindeki etkisinin rakamlara yansımasını değerlendirerek “İhracat pazarlarında kaybedilen bir müşteriyi, bir siparişi veya bir pazarı yeniden kazanmanın maliyeti oldukça yüksektir” dedi. Maliyet Baskısı Üretimi Zorlamaya Devam Ediyor Denizli ihracatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,5 azalarak yaklaşık 383 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini söyleyen vetakvimetkisinin bu gerilemede belirli ölçüde rol oynadığını ifade eden Kasapoğlu, yüksek finansman maliyetleri, artan üretim giderleri, kur-enflasyon dengesi ve küresel rekabet baskısının ihracatçılar üzerindeki etkisini sürdürdüğünü kaydetti. Tüm bu zorlu koşullara rağmen Denizli’nin Türkiye ihracatındaki güçlü konumunu korumasının önemli olduğunu vurguladı. İSO Satın Alma Yöneticileri (PMI) verilerinin faaliyet koşullarındaki bozulmanın yavaşladığına ve üretimde sınırlı toparlanma sinyallerine işaret ettiğini belirten Kasapoğlu, buna rağmen maliyet baskılarının devam ettiğini söyledi. Enerji, akaryakıt, lojistik ve hammadde maliyetlerindeki artışın üretim üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü ifade ederek sektörler arasında ayrışmanın devam ettiğini, özellikle tekstil sektöründe yavaşlamanın sürdüğünü kaydetti. Finansmana Erişimde Yaşanan Sorunlar Masaya Yatırıldı Son zamanlarda sanayicilerin finansmana erişim konusunda gündeminde olan TOBB, KGF ve bankaların iş birliğiyle yeniden devreye giren TOBB Nefes Kredisi’nin özellikle KOBİ’ler açısından önemli bir adım olduğunu belirten Kasapoğlu, “Ortaya konulan ekonomik tablo, reel sektörün finansmana erişimde ciddi bir sıkılaşma ile karşı karşıya olduğunu ve bunun artık doğrudan üretimi,yatırımı ve ihracatı etkilediğini göstermektedir. Bu çerçevede TOBB Nefes Kredisi’nin yeniden devreye alınacak olması, özellikle KOBİ’ler açısından sahada karşılığı olan önemli bir destek niteliğinde. Ancak açık söylemek gerekir ki, mevcut koşullarda bu tür programların etkisi daha çok kısa vadeli bir rahatlama sağlamakta; kalıcı çözüm ise finansman yapısının bütüncül şekilde ele alınmasına bağlıdır. Özellikle reeskont kredileri ihracatçılarımız için önemli bir araç. Ancak uygulamada gördüğümüz teminat yapısı, krediye erişimi kolaylaştırmak yerine tam tersine zorlaştıran bir sonuç ortaya koyuyor. Kredi tutarının üzerinde teminat mektubu istenmesi, firmaların teminat limitlerini gereksiz yere kilitliyor ve ciddi bir maliyet oluşturuyor. Bu da reel sektörün finansmana erişimini destekleyen bir yapıdan çok, sınırlandıran bir yapıya dönüşmüş durumda. Benzer şekilde, faiz giderlerinin muhasebeleştirilmesinde uygulanan 12 aya yayma zorunluluğu da firmaların nakit akışını gereksiz yere zorluyor. Zaten finansmana erişimin zor olduğu bir dönemde, bu tür teknik uygulamalar işletmelerin hareket alanını daha da daraltıyor. Bugün asıl mesele büyümenin hızı değil, üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü koruyabilmektir. Çünkü rekabet gücünü kaybeden bir sanayinin yatırım yapması, istihdam yaratması ve ihracatta kalıcı başarı sağlaması mümkün değildir. Daha fazla üretmekten önce, üretebildiğimizi korumaya odaklanmalıyız.” dedi Denizli Çardak OSB Faaliyetleri DSO Meclisinde Görüşüldü DSO Haziran Ayı Meclis Toplantısı’na konuk olarak katılan Denizli Çardak OSB Bölge Müdürü Mehmet Yeşilpınar ise bölgede yürütülen çalışmalar ve devam eden projelere ilişkin sunum gerçekleştirdi. Sunumda, Çardak OSB’de devam eden yatırımlar, Yeşil OSB hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar ve bölgenin gelişimine yönelik planlamalar hakkında bilgi verildi. Savunma sanayine yönelik yatırım potansiyeli ile OSB sınırları içerisinde yer alan Çardak Havalimanı’nın sanayi, lojistik ve savunma sanayii yatırımları açısından sağlayabileceği avantajlara ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.Sunumun ardından Meclis Üyelerinin görüş ve değerlendirmeleri alınırken, yöneltilen soruların yanıtlanması ile toplantı sona erdi.

Sarı,“Destek Zorunluluk Haline Gelmiştir” Haber

Sarı,“Destek Zorunluluk Haline Gelmiştir”

Makine sektörünün Türkiye’nin üretim gücü, teknolojik dönüşümü ve ihracat hedefleri açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu ifade eden Sarı, özellikle Çin menşeli ürünlerin oluşturduğu yoğun fiyat baskısının yerli üreticileri zor durumda bıraktığını dile getirdi. Çin’den gelen makineler ile yerli üretim makineleri arasında bazı ürün gruplarında yüzde 70’i aşan fiyat farklarının oluştuğunu kaydeden Sarı, “Çinli üreticiler sahip oldukları ölçek ve maliyet avantajları sayesinde hem iç piyasada hem de küresel pazarlarda sürdürülemez derecede düşük fiyatlarla satış yapabiliyor. Bu durum yerli üreticilerimizin rekabet gücünü hızla aşındırıyor ve sektörümüzü dayanma sınırına getiriyor” dedi. Makine imalat sanayisinin yalnızca dış rekabet baskısıyla değil, aynı zamanda artan üretim maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve kur baskısıyla da mücadele ettiğini belirten Sarı, birçok işletmenin öz kaynaklarını tüketme noktasına geldiğini ifade etti. Avrupa’daki üreticilerle maliyetlerin giderek eşitlenmeye başladığını ancak aynı pazar koşullarında rekabet edilemediğini vurgulayan Sarı, mevcut tablonun devam etmesi halinde sektörde kapanmaların kaçınılmaz olacağı uyarısında bulundu. Makine sektörünün yalnızca kendi alanında değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Sarı, “Makine sektörü; savunma sanayinden otomotive, gıdadan tekstile kadar tüm üretim alanlarının temelini oluşturan stratejik bir sektördür. Yerli makine üreticilerinin güç kaybetmesi, ülkemizin sanayi altyapısının da zayıflaması anlamına gelecektir” diye konuştu. İhracat destek programlarının güncel ekonomik koşullara göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Sarı, ihracatçı firmaların küresel pazarlarda daha güçlü hale gelebilmesi için teşvik mekanizmalarının kapsamının genişletilmesi ve destek oranlarının artırılması gerektiğini ifade etti. Devletin yerli makine yatırımlarına yönelik ilave teşvik mekanizmalarını acilen devreye almasının büyük önem taşıdığını söyleyen Sarı, özellikle yüksek katma değerli ürün üreten işletmelerin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Yerli ve milli makinelerin kullanımını teşvik edecek uygulamaların artırılmasının önemine dikkat çeken Sarı, ihracat yapan firmalara sağlanan yüzde 3 oranındaki döviz desteğinin de artırılması gerektiğini kaydetti. Çinli makine üreticilerinin Türkiye’de agresif pazarlama faaliyetleri yürüttüğünü ifade eden Sarı, bu durumun yerli üreticiler açısından rekabet koşullarını daha da zorlaştırdığını belirtti. MAKSİAD Başkanı Mehmet Sarı açıklamasının sonunda, “Türkiye’nin üretim gücünü koruması, sanayide dönüşümünü sürdürmesi ve küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırması için yerli makine sektörüne verilecek her destek ülkemizin geleceğine yapılmış bir yatırım olacaktır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan'dan hometex değerlendirmesi Haber

Erdoğan'dan hometex değerlendirmesi

Türkiye'nin ev tekstili sektöründeki önemli organizasyonlarından biri olan ve 19-22 Mayıs tarihleri arasında devam edecek HOMETEX Ev Tekstili Fuarı, İstanbul Fuar Merkezi'nde ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Fuara katılan Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, Denizli firmalarının fuardaki konumuna ve sektörün ihracat potansiyeline ilişkin açıklamalarda bulundu. Denizli'nin üretim gücü ve ihracat kapasitesiyle ev tekstili sektöründe önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Erdoğan, fuarın sektör temsilcileri açısından yeni iş bağlantıları kurulmasına katkı sunduğunu söyledi. Fuara - Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı Uğur Erdoğan, Türkiye'nin farklı illerinden çok sayıda sektör temsilcisi, üretici firmalar ve birçok ziyaretçi katıldı. DTO Başkanı Uğur Erdoğan, "HOMETEX Fuarı hayırlı uğurlu olsun. Geçen yıl da fuara katılmıştık. Denizli heyeti olarak her yıl birçok fuarda yer alıyoruz. Bu yılın daha verimli geçeceğini öngörüyoruz. Şu anda Denizli'den yaklaşık 90 firmamızın standı bulunuyor. Bunların 40'ını ziyaret ettik. İhracatçı firmalarımızla yaptığımız görüşmelerde, farklı ülkelerden yoğun müşteri katılımı olduğunu gördük. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte, pandemi de olduğu gibi Türkiye ve Denizli'nin ihracatta avantaj sağlayacağını düşünüyoruz. Çünkü Türkiye, Avrupa ülkelerine 4 saatlik uçuş mesafesinde bulunuyor. Aynı zamanda karayolu lojistiğindeki avantajlarımız sayesinde ihracatta artış yaşanacağını öngörüyoruz. Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde firmalarımızın son derece olumlu düşündüğünü gördük. Bugün fuarın ilk günü olmasına rağmen yoğun bir alıcı katılımı var. Hem bakanımızın hem bürokratların hem de oda başkanlarının fuara ilgisi oldukça yüksek. Fuarların, ürünlerimizin satışında çok önemli bir rol oynadığına inanıyoruz. Bu nedenle burada Türkiye'den ve farklı ülkelerden yaklaşık 600 katılımcı firma yer alıyor. Denizli olarak da 90 firmayla temsil ediliyoruz. Beklentilerimizin geçen yıla göre daha yüksek olduğunu söyleyebilirim" dedi. "650 üyemizi dünyanın farklı ülkelerindeki fuarlarla buluşturuyoruz" HOMETEX Fuarı'nın dünyada ve Avrupa'da ilk beş fuar arasında yer aldığını belirten Erdoğan, "Burada dünyanın dört bir yanından gelen alıcılarla üreticileri buluşturuyoruz. Aynı zamanda katma değeri yüksek, teknolojik, AR-GE ve inovasyon odaklı ürünler sergileniyor. Türkiye olarak bu alanda kendimizi ciddi şekilde geliştirdik. Hızlı üretim, hızlı tedarik ve hızlı teslimat konusunda öncü durumdayız. Avrupa ülkelerine dört saatlik uçuşla ulaşabiliyor, karayolu ile de 6-7 gün içerisinde teslimat gerçekleştirebiliyoruz. Bu durum Türkiye için önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca Körfez bölgesindeki savaş nedeniyle de Türkiye'nin tercih edilen bir ülke haline geldiğini düşünüyorum. Denizli Ticaret Odası olarak fuarları özellikle teşvik ediyoruz. Türkiye'de üyelerini fuarlara en fazla götüren odalardan biriyiz. Sadece geçen yıl farklı sektörlerden birçok üyemizi Çin'de düzenlenen fuarlara götürdük. Amacımız ihracatı artırmak, istihdamı desteklemek ve sektör çeşitliliğini geliştirerek ülkeye döviz girdisi sağlamak. Bu kapsamda yılda yaklaşık 600-650 üyemizi dünyanın farklı ülkelerindeki fuarlarla buluşturuyoruz" diye konuştu. "İhracata ve istihdama katkı sağlıyoruz" Geçen hafta Almanya'nın Köln şehrinde gıda fuarına katıldıklarını aktaran Erdoğan, "Önümüzdeki günlerde de Polonya'da farklı sektörlerden üyelerimizi fuarlara götüreceğiz. Fuarlar son derece önemli, değerli ve kıymetli organizasyonlar. Ürünlerimizi sergiliyor, müşterilerle buluşturuyor ve ihracata, istihdama katkı sağlıyoruz. Almanya'daki fuarlara Denizli'den yoğun katılım sağlanıyor. Fuarlara düzenli katılım sayesinde son iki yılda yaklaşık 15 Denizlili firmamız Avrupa Birliği ülkelerinde şirket kurdu. Türkiye'den ürünlerini tedarik ederek satışlarını gerçekleştiriyorlar. Bu da ihracata ve istihdama önemli katkı sağlıyor. Hem devletimizin destekleri hem de Denizli Ticaret Odası'nın finansman katkılarıyla üyelerimizi fuarlara götürüyoruz ve bunun olumlu sonuçlarını alıyoruz. Sektör bazlı olarak tüm üyelerimize davette bulunuyoruz. Örneğin gıda sektöründe yaklaşık 700 üyemiz var. Organizasyonların tamamını oda olarak üstleniyor ve üyelerimizi fuarlara taşıyoruz. Fuarlara ilgi oldukça yoğun. Tüm sektörlerden üyelerimiz büyük katılım gösteriyor. Genellikle 50-60 kişilik gruplarla fuarlara gidiyoruz. Geçtiğimiz yıl yalnızca Çin'e üç ayrı fuar organizasyonu düzenledik. Hatta firmalarımızdan belirli bir ülke veya sektör için fuar talebi geldiğinde, o sektör özelinde çağrı yapıyoruz. Yeterli katılım oluştuğunda ise dünyanın dört bir yanındaki fuarlara üyelerimizi götürüyoruz" ifadelerini kullandı.

“TRÇİ ittifakı seçenek değil zorunluluk” Haber

“TRÇİ ittifakı seçenek değil zorunluluk”

Panelin kolaylaştırıcılığını Vatan Partisi Denizli İl Başkanı Mehmet Çobanoğlu yaptı. Programa Tarih Araştırmacısı ve Yazar Ümit Şıracı, Yeniden Refah Partisi Denizli İl Başkanı Ömer Kocamanoğlu ve Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Atakan Hatipoğlu konuşmacı olarak katıldı. “Türklerin uygarlık serüveni bilimsel açıdan değerlendirildi” Panelin açılış konuşmasını yapan Mehmet Çobanoğlu, organizasyonun amacının Türklerin uygarlık tarihine bilimsel bir bakış sunmak ve ittifaklar konusunda farklı siyasal yaklaşımları bir araya getirmek olduğunu söyledi. İlk konuşmayı yapan araştırmacı-yazar Ümit Şıracı ise Batı dünyasının tarih boyunca Türklere “barbar” ve “göçebe” gözüyle baktığını belirterek, Türkistan ve Anadolu coğrafyasının bu önyargıları kırdığını ifade etti. Şıracı, “Türkler doğayla uyumlu ve iç içe bir uygarlık geliştirmiştir. Sibirya ve Altay coğrafyasını gördüğünüzde bu uygarlığın temellerini daha iyi anlıyorsunuz” dedi. “Atlantik emperyalizmi bugün de aynı anlayışla hareket ediyor” Panelde söz alan Yeniden Refah Partisi Denizli İl Başkanı Ömer Kocamanoğlu ise Atlantik emperyalizminin geçmişte olduğu gibi bugün de aynı anlayışla hareket ettiğini savundu. Bolivya’nın lityum kaynakları üzerinden örnek veren Kocamanoğlu, Ukrayna’daki nadir toprak elementleri üzerinden yürütülen politikaları da eleştirerek, “Bu anlayış bir sömürü düzenidir” ifadelerini kullandı. Kocamanoğlu, TRÇİ ittifakı ile Necmettin Erbakan’ın öncülüğünü yaptığı D-8 projesi arasında benzerlikler bulunduğunu belirterek, “Atlantik’e karşı mazlum ülkelerin dayanışması fikri bugün de önemini koruyor” diye konuştu. “TRÇİ ittifakı bir tercih değil zorunluluk” Panelin son konuşmacısı olan Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu ise Türkiye’nin mevcut küresel gelişmeler karşısında yeni ittifaklara ihtiyaç duyduğunu söyledi. Hatipoğlu, Kurtuluş Savaşı döneminde Sovyet dostluğunun Türkiye açısından bir zorunluluk olduğunu hatırlatarak, bugün de Türkiye, Rusya, Çin ve İran arasında kurulacak iş birliğinin benzer bir stratejik önem taşıdığını ifade etti. Hatipoğlu konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Dış politika iç politikanın devamıdır. Nasıl bir toplum hedefliyorsanız ona uygun dış ilişkiler kurmanız gerekir. Atatürk döneminde Sovyet dostluğu nasıl bir zorunluluk idiyse bugün de TRÇİ ittifakı bir seçenek değil zorunluluktur.” Türkiye’nin çevresindeki askeri ve siyasi gelişmelere dikkat çeken Hatipoğlu, ABD üsleri, Doğu Akdeniz’deki tatbikatlar ve bölgesel gerilimler nedeniyle Türkiye’nin güçlü ittifaklara ihtiyaç duyduğunu savundu. Panel soru-cevap bölümüyle sona erdi Yoğun katılımla gerçekleştirilen panel, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi. Panelde özellikle Avrasya eksenli dış politika tartışmaları, Türkiye’nin uluslararası konumu ve yeni küresel dengeler üzerine yapılan değerlendirmeler dikkat çekti.

“Gerçek tehdit nato’nun kendisidir!” Haber

“Gerçek tehdit nato’nun kendisidir!”

Vatan Partisi Denizli İl Başkanı Mehmet Çobanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Millî Savunma Bakanlığı, NATO Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında bir Kolordu Karargâhı kurulmakta olduğunu ve Karargâhın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 6. Kolordu Komutanlığı’nın görevlendirildiğini duyurmuştur. En önemlisi, Güneydoğu’da NATO Bölgesel Planı kapsamında Kolordu Karargâhı kurulmasına ilişkin açıklamada 'tehdit değerlendirmesinin Müttefiklerce daha önceden onaylandığı' ifade edilmektedir. Buradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye’ye yönelik tehdidi Türkiye değil NATO belirlemiştir. NATO’nun patronu, ABD emperyalizmidir. ABD’nin savaş ortağı da İsrail’dir. Açıkçası, Tayyip Erdoğan iktidarı, Türkiye’yi hedef alan tehdidi, ABD ve NATO stratejisine göre belirlemektedir. NATO kendisi tehdittir. Türkiye’ye tehdit belirleyemez. NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı' kurmak, tuzağa düşmektir. Türkiye, NATO tuzağına düşürülemeyecek ve bu zorlu süreçten bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü kesin güvence altına alan bir devrimle çıkacaktır.” Riyad’da imzalanan bildiriye de değinen Çobanoğlu, bu bildirinin; imza atan bütün bölge ülkeleri için, tuzağa düşme taahhüdüne imza olduğunu ifade ederek çünkü bildiri, ABD ve İsrail tehdidini gizliyor ve bölge ülkelerinin ortak geleceği için savaşan İran’ı hedef alıyor. Riyad Bildirisi, Türkiye’yi aldatmak yanında, İran, Rusya, Çin gibi gerçek müttefikler ile Türkiye’nin arasını açmaya yöneliktir. Dahası Riyad Bildirisi, Türkiye’de iktidar konumunda olan Cumhur ittifakını bölmeye yöneliktir. MHP, kararlı olarak 'ABD ve İsrail Şer ittifakına karşı Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakını' savunmaktadır. Riyad Bildirisi ve NATO yandaşlığı bu ittifaka karşıdır dedi. AZERBAYCAN’DA C-130 UÇAĞIMIZI İSRAİL DÜŞÜRDÜ! Vatan Partisi İl başkanı Mehmet Çobanoğlu önemli iddialarda da bulundu. “ABD ve İsrail’in savaş stratejisiyle uyumlu bir tehdit belirlenirken, Ukrayna, İstanbul Boğazı’nın 14-15 mil kuzeyinde, Türk şirketine ait petrol taşıyan 'Altura' tankerini kasıtlı olarak vurmuştur. Ukrayna Deniz Kuvvetleri, bu saldırıyı, Türk Deniz Kuvvetleri’nin saptamasına göre, İDA (İnsansız Deniz Aracı) denen silahla yapmıştır. Türkiye, Rusya’ya karşı savaşan Ukrayna’ya İHA ve SİHA veriyor. Ukrayna, Türk tankerini vuruyor. C-130 kargo uçağımızın Azerbaycan’dan gelirken düşürülmesinin ve 20 subayımızın şehit edilmesinin, kaza olmadığında ısrar ediyoruz: Uçağımız İsrail tarafından düşürüldü ve subaylarımız, İsrail tarafından şehit edildi. Kaza Kırım Raporu, aylar geçti, hâlâ açıklanamıyor. Çünkü kaza yok! Tehdit İsrail ve ABD’den gelince susmak var! NATO Stratejisine bağlanırsanız şehitlerinize bile sahip çıkamazsınız. Ayrıca Libya Genel Kurmay Başkanı’nın uçağının Ankara hava sahasında düşürülmesi de, İsrail ve ABD operasyonudur. Tehdit, NATO stratejisine uymayınca, tehdit olmaktan çıkıyor! Öte yandan İran’dan Türkiye’ye füzeler atıldı masallarıyla ABD ve İsrail’in 'Sahte Bayrak' uygulamalarına hizmet sunuluyor. En son dün Millî Savunma Bakanlığı, 'İran’dan ateşlendiği belirlenen ve Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmatın Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO Hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini' açıkladı. Görüldüğü gibi AK Parti iktidarı, NATO’nun Türkiye’yi koruduğu masallarıyla ABD ve İsrail’in psikolojik harekâtına yardımcı olmaktadır. ABD ekonomisi inişte, dolar saltanatı yıkılıyor! NATO paramparça! NATO dağılıyor! NATO’nun patronu olan ABD, 'NATO kâğıttan kaplandır' saptamasında bulunuyor! NATO’nun Avrupalı üyeleri NATO’ya isyan halinde! NATO’ya AK PARTİ hariciyesi dışında bel bağlayan kalmadı! Avrupa Birliği, bunalımda, Avrupa’da istikrar yok, kriz var! Atlantik kampında istikrarsızlık var, iç kavga var, çözülme var! Kendi içinde istikrarsızlığa sürüklenen Atlantik Sistemi, Batı Asya’ya veya dünyanın herhangi bir iklimine barış ve istikrar getiremez! Atlantik Sistemi, barış ve istikrarın düşmanıdır! Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO toplantısı, NATO’nun cenaze merasimi olacaktır! Ankara, NATO mezarlığı değildir, hele NATO çöplüğü kesinlikle olamaz! DENGE POLİTİKASI ADI ALTINDA NATO GÜDÜMÜNÜN İFLAS ETTİĞİ YERDEYİZ! AK PARTİ iktidarı, ABD ve İsrail ile uyumlu politikalarını 'denge politikasının' arkasına gizlemektedir. Denge politikası iflas etmiştir. Riyad Bildirisi, iflasın bildirisidir. 'Arabuluculuk' gibi rollere talip olmak, yalnızca iflası gizlemeye yol açıyor ve Türkiye’yi yalnızlaştırıyor. Türkiye’nin Güneydoğusunda yeni NATO Karargâhı kurulmasına razı olmak, iflasın çırpınışıdır. İncirlik üssünde ABD’nin nükleer silah bulundurmasına boyun eğmek, felâkete davet çıkarmaktır. İsrail istihbaratının ileri hattı olan Kürecik Radar Üssü’nün faaliyetine devam etmesi, Konya’dan kalkan NATO AWACS uçaklarının İran’ı gözetlemesi, Türkiye’yi İran’a karşı cephe ülkesi yapma girişiminin parçasıdır. Türkiye bugün Doğu Akdeniz’den, Kıbrıs’tan, Ege’den, Trakya’dan namlu doğrultan ABD ve İsrail tehdidini ancak Rusya, İran, Çin ve diğer komşularıyla birlikte caydırabilir. Doğu Akdeniz’de ABD-İsrail-Yunanistan-Ukrayna savaş ortaklığına karşı Türkiye’ye güçlü donanması ve nükleer caydırıcılığı olan müttefik gerekir. Bu açıdan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 'ABD ve İsrail belâsına karşı Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı' önerisi, Türkiye için erken uyarıdır ve hayatî önemdedir. Vatan Partisi altmış yıldır vurguluyor: Türkiye için Atlantik Sistemi içinde bağımsızlık yok, toprak bütünlüğü tehlikede, Üretim ekonomisi yok, borç batağı var! Türkiye, bugün ancak yükselen Asya Uygarlığı içinde tam bağımsız olur, Türk Dünyası ile aynı safta yer alır, Üretim Devrimini başarır ve Çağdaş Uygarlığın öncüleri arasında konumlanır! TÜRKİYE KESİNLİKLE ABD-İSRAİL TUZAĞINA DÜŞMEYECEKTİR Denge politikasının iflas ettiği, Atlantik Sisteminin derin bir krize ve istikrarsızlığa yuvarlandığı, NATO’nun dağıldığı koşullarda, Türkiye kesinlikle ve kesinlikle ABD İsrail Tuzağına düşmeyecektir. Türkiye için, tarihî bir fırsat doğmuştur. Türkiye, Yükselen Asya Uygarlığının öncü konumlarında yer alacak, oluşan Rusya, Çin, İran İttifakı içinde yer alacak, BRICS’e katılacak ve iki yüzyıllık Türk Devrimini Üretim Devrimi yoluyla kesin zafere ulaştıracaktır. Bu amaçla Türk Milletinin tarihî birikimine dayanan ve bütün millî ve üretici sınıfları birleştiren bir hükümetin kurulması, önümüzdeki görevdir ve kaçınılmazdır. Vatan Partisi, şiddetlenen savaş koşullarında Türkiye’mizin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve Üretim Devrimi için, siyasal partilerimizle görüşmeler yapacak ve Türkiye Rusya Çin İran İttifakı Platformu kurmayı önerecektir."

Sıcak paracıya, hortumcuya altın kıyağı! Haber

Sıcak paracıya, hortumcuya altın kıyağı!

Ali Korkmazcan, ABD merkezli Bloomberg adlı yayın kuruluşunun, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)’nın, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının başlamasının ardından geçen iki haftada yaklaşık 60 ton altın sattığını yazdığını söyledi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, mart başından bu yana Türkiye’den 15 milyar dolarlık sıcak para çıktığını ifade eden Korkmazcan, sıcak paranın çıkışının döviz şoku yaratmasını ve enflasyonda ivmelenme meydana getirmesini önlemek amacıyla döviz rezervlerinde satış yoluna gittiğini söyledi. BİR AN ÖNCE SABİT KUR UYGULAMASINA GEÇİLMELİ! 60 tonluk altın satışını, yabancı sıcak para hortumcularına ucuza kazanç sağlandığını taşıdığını belirten Korkmazcan, “Biz ‘carry trade’cilere bedava para verdik. Serbest kur rejimi bizi zaaf içerisinde bırakıyor ve kur şoku olmasın diye rezerv satmak zorunda kalıyoruz.” dedi. Sıcak paraya dayalı ekonomi rejiminin, Türkiye’nin zayıf karnı olduğuna işaret eden Korkmazcan, şöyle devam etti: “Döviz Tekstil ihracatçıları ve diğer sanayi kolu ihracatçıları mağdur etmeyecek şekilde gerçek değerine oturtulmalı ve ardından hemen sabit kur rejimine geçmeliyiz. Dövizle tasarruf yasaklanmalı. Bu politika uygulandığında ‘ülkeye döviz girişi olmaz’ diyorlar. Peki, sermaye kontrolleri olan Çin’e nasıl giriyor. Çin’e her yıl 200 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım ve sıcak para giriyor. Serbest kur rejimi, ABD ve IMF’nin Türkiye’ye operasyon yapabilmesi için bir açık alandır. Adamlar bölgede bir gerginlik olduğu zaman, parasını alıp gidiyor. Ve onlara garanti kazanç sağlamış oluyoruz. Hem döviz kurunu sabit tutuyoruz hem yüksek faiz veriyoruz, döviz bazında muazzam kazanç sağlıyorlar. Yüzde 20-30 kazanç elde ediyorlar. Biz de bu kârlarını finanse ediyoruz. Cebimizden garanti para verdik. Peki, ne uğruna yapıldı bu? Kredi derecelendirme kuruluşları notumuzu artırsın, CDS primimiz düzelsin diye. Ancak hala bu kuruluşlar için yatırım yapılabilir ülke seviyesinde değiliz. Peki, 3 senedir neden bu faizi veriyoruz! Bu serbest piyasa saçmalığı artık sonlanmalı. Bu saçma ısrar çok büyük başarısızlık, ekonomiye zarar veriyor, kaynaklarımızı israf ediyor ve yabancılara risksiz kazanç sağlıyoruz. Tefecilere haraç veriyoruz. Kazanç sağladık ancak bir yatırıma da dönüşmedi. Batı’dan Türkiye’ye fabrika yatırımı, doğrudan yatırım da gelmedi.” ‘TÜRKİYE ALTIN REZERVİ BİRİKTİRMEYE DEVAM ETMELİ’ Türkiye’nin altın rezervi biriktirmeye devam etmesi gerektiğini vurgulayan Korkmazcan, Hürmüz krizinden sonra Körfez ülkelerinin de eskisi gibi ABD tahvilleri almayacaklarını ve dolardan uzaklaşmanın hızlanacağını belirtti.

DSO heyeti xıamen stone faır’de Küresel alıcılarla buluştu Haber

DSO heyeti xıamen stone faır’de Küresel alıcılarla buluştu

Fuar kapsamında Denizli Sanayi Odası (DSO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Denizli Madenciler ve Mermerciler Derneği (DENMERDER) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Serter, Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu ve yönetim kurulu üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti Guangzhou Başkonsolosu Adnan Hayal, Guangzhou Ticaret Ataşesi Şerife Yıldırım Demirel ile sektör temsilcileri bir araya gelerek çeşitli temaslarda bulundu. DSO organizasyonuyla fuara katılan Doğaltaş Sektörel Ticaret Heyeti ise 14 firmadan 17 firma yetkilisinin katılımıyla temsil edilirken, heyette Alize Mermer, NGA Mermer, Nikfer Makine Sanayi ve Ticaret, Alagözler Mermer, Sirmersan Mermer, Dostbil Soket Mermer, Uğurlar Madeni Yağlar, İz Granit Maden, Asgüreller Mermer, AG Stone, Stone Up, Karetaş Maden, Derbent Maden ve Labrador Mermer yer aldı. Denizli’den Çin’e Ticaret Köprüsü DSO üyesi firmalar; Alimoğlu Mermer, Artistik İç ve Dış Ticaret, Başaranlar İnşaat Malzemeleri, Hidresta Enerji Makina, Marble Shop Doğaltaş, Plato Mermer Madencilik, HP Mermer İnşaat Enerji, Demmer Demireller Mermer, 4T Madencilik ve D-Stil Mermer fuarda yer alarak uluslararası alıcılarla temas kurarak, yeni iş bağlantıları geliştirme fırsatı elde etti. Heyet kapsamında firmalar, fuar süresince çok sayıda B2B görüşme gerçekleştirerek Çinli ve uluslararası alıcılarla doğrudan temas kurdu. Blok mermer ve işlenmiş doğal taş ürün gruplarına yönelik talep ve beklentiler yerinde değerlendirilirken, mevcut ticari ilişkilerin güçlendirilmesi ve yeni ihracat bağlantılarının oluşturulması hedeflendi. Denizli, Doğal Taşta Güçlü Konumunu Koruyor Fuarın, Türk doğal taş sektörünün en önemli ihracat pazarlarından biri olan Çin’de güçlü bir görünürlük sağladığını vurgulayan DSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve DENMERDER Başkanı Mehmet Serter, “Bu tür organizasyonlar hem mevcut pazarlarımızı güçlendirmemize hem de yeni iş birlikleri geliştirmemize önemli katkı sağlıyor. Xiamen Fuarı, sektörümüz açısından stratejik bir buluşma noktasıdır” ifadelerini kullandı. Çin’in blok doğal taş ihracatında önemini koruduğunu belirten Serter, pazarda alıcıların artık daha seçici davrandığını vurgulayarak geniş ürün yelpazesi yerine yüksek standartlı ve nitelikli ürünlere yönelimin arttığına dikkat çekti. 2025 yılının sektör açısından zorlu geçtiğinin altını çizerek artan üretim maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve küresel piyasalardaki durağanlığın kârlılığı baskıladığını, döviz kuru ile maliyetler arasındaki dengesizliğin ise sektörün temel sorun alanlarından biri olmaya devam ettiğini belirten Serter, tüm bu zorluklara rağmen Denizli’nin işlenmiş doğal taş üretiminde güçlü konumunu koruduğunun önemine dikkat çekti. Katma değerli üretim yapısının uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet avantajı sağladığını belirterek, Denizli’nin Türkiye’nin toplam doğal taş ihracatının yaklaşık yüzde 18’ini karşıladığını aktardı. İşlenmiş ürün grubunda yüzde 7-8 seviyelerinde sınırlı bir artış yaşanırken, blok ürün grubunda daha dengeli bir seyrin izlendiğine işaret eden Serter, 2026 yılına temkinli ancak umutlu bir yaklaşımla üretim ve ihracat faaliyetlerini sürdürdüklerini söyledi. Serter, sektörün öncelikleri arasında verimlilik artışı ve nitelikli ürünlere yönelimin yer aldığını, küresel pazarlarda iş birliklerinin güçlendirilmesiyle daha sürdürülebilir bir ihracat yapısının hedeflendiğini vurguladı. Fuar süresince gerçekleştirilen temaslar ve görüşmelerle birlikte Türk doğal taş sektörünün uluslararası pazardaki etkinliği bir kez daha ortaya konuldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.