İnsan ömrü dediğimiz şey, takvim yapraklarından ibaret gibi görünür çoğu zaman. Doğarız, büyürüz, yaş alırız… Sonra bir gün fark etmeden yıllar geçmiş olur. Oysa ömür, sayılardan çok anlamlarla ölçülür. Kaç yıl yaşadığımızdan ziyade, o yıllara ne kattığımızdır asıl mesele.
Çocukken zaman bitmek bilmez sanılır. Bir yaz tatili bile sonsuzluk gibi gelir. Gençlikte acele vardır; bir an önce büyümek, bir an önce hayata karışmak isteriz. Orta yaşlarda sorumluluklar ağırlaşır, zaman hızlanır. Yaş ilerledikçe ise günler kısalır, yıllar su gibi akar. Aynı zaman dilimi, her yaşta başka türlü hissedilir.
İnsan ömrü aslında küçük anlardan oluşur. Bir çayın buharında, bir dost sohbetinde, bir annenin sessiz duasında saklıdır. Büyük hayaller kadar, küçük sevinçler de ömrü değerli kılar. Çoğu zaman mutluluğu uzaklarda ararız; oysa yaşam, gözümüzün önünde durur.
Modern hayat bize hep “daha fazlasını” fısıldar: Daha çok çalış, daha çok kazan, daha çok sahip ol… Ama ömür, biriktirdiklerimizle değil, paylaştıklarımızla anlam kazanır. Kırdığımız bir kalp, söylenmemiş bir güzel söz, ertelenmiş bir ziyaret; hepsi ömürden eksilen parçalardır.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, zamanı bol sanmasıdır. “Sonra yaparım” dediğimiz nice şey, bir daha gelmeyen yarınlarda kaybolur. O yüzden ömür, cesaret ister. Sevmek için, affetmek için, teşekkür etmek için cesaret…
Sonuçta herkesin ömrü farklı uzunlukta ama aynı kırılganlıktadır. Ne kadar süreceğini bilmediğimiz bu yolculukta, geriye dönüp baktığımızda “iyi ki” diyebilmek en büyük zenginliktir. Çünkü insan ömrü, yaşanan yıllarla değil; yaşatılan izlerle hatırlanır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DİLEK ÖZAKAY
Bir Ömürlük Zaman
İnsan ömrü dediğimiz şey, takvim yapraklarından ibaret gibi görünür çoğu zaman. Doğarız, büyürüz, yaş alırız… Sonra bir gün fark etmeden yıllar geçmiş olur. Oysa ömür, sayılardan çok anlamlarla ölçülür. Kaç yıl yaşadığımızdan ziyade, o yıllara ne kattığımızdır asıl mesele.
Çocukken zaman bitmek bilmez sanılır. Bir yaz tatili bile sonsuzluk gibi gelir. Gençlikte acele vardır; bir an önce büyümek, bir an önce hayata karışmak isteriz. Orta yaşlarda sorumluluklar ağırlaşır, zaman hızlanır. Yaş ilerledikçe ise günler kısalır, yıllar su gibi akar. Aynı zaman dilimi, her yaşta başka türlü hissedilir.
İnsan ömrü aslında küçük anlardan oluşur. Bir çayın buharında, bir dost sohbetinde, bir annenin sessiz duasında saklıdır. Büyük hayaller kadar, küçük sevinçler de ömrü değerli kılar. Çoğu zaman mutluluğu uzaklarda ararız; oysa yaşam, gözümüzün önünde durur.
Modern hayat bize hep “daha fazlasını” fısıldar: Daha çok çalış, daha çok kazan, daha çok sahip ol… Ama ömür, biriktirdiklerimizle değil, paylaştıklarımızla anlam kazanır. Kırdığımız bir kalp, söylenmemiş bir güzel söz, ertelenmiş bir ziyaret; hepsi ömürden eksilen parçalardır.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, zamanı bol sanmasıdır. “Sonra yaparım” dediğimiz nice şey, bir daha gelmeyen yarınlarda kaybolur. O yüzden ömür, cesaret ister. Sevmek için, affetmek için, teşekkür etmek için cesaret…
Sonuçta herkesin ömrü farklı uzunlukta ama aynı kırılganlıktadır. Ne kadar süreceğini bilmediğimiz bu yolculukta, geriye dönüp baktığımızda “iyi ki” diyebilmek en büyük zenginliktir. Çünkü insan ömrü, yaşanan yıllarla değil; yaşatılan izlerle hatırlanır.