İnsan, bu dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren aslında ölüme doğru yürümeye başlar. Kimimiz bunu unutarak yaşar, kimimiz ise her gün onu hatırlayarak hayatına anlam katmaya çalışır. Oysa ölüm, korkulacak bir yok oluş değil; Rabbimizin huzuruna dönüşün adıdır.
Hayat, avuçlarımızın arasından kayan bir kum tanesi gibidir. Bugün sahip olduğumuz mal, makam, güzellik ve güç; yarın bir mezar taşının sessizliğinde geride kalacaktır. Bizden geriye kalacak olan ise güzel bir isim, hayırlı evlatlar, gönüllere dokunan iyilikler ve Rabbimizin rızasını kazanmak için attığımız adımlardır.
Ölüm yok olmak değildir; yeniden var olmaktır. Dünya hayatından ebedi hayata geçiştir. Bir kapı kapanırken, sonsuzluğa açılan başka bir kapı aralanır. İnanan bir gönül için ölüm, ayrılık değil; Rabbine kavuşmanın, gerçek yurduna dönmenin adıdır. Bu yüzden ölüm, karanlık bir son değil; imanla bakan gözler için ebedî hayatın ilk sabahıdır.
Kabristanlar, dünyanın en sessiz ama en derin nasihatçileridir. Orada zenginle fakir, gençle yaşlı, makam sahibiyle sıradan insan yan yana yatar. Toprak, kimseye ayrıcalık tanımaz. Bize düşen ise nefes alırken kalplerimizi kin, kibir ve hasetten arındırmak; kırdığımız gönülleri onarmak, affetmeyi öğrenmek ve sevdiklerimize "Seni seviyorum" demeyi ertelememektir.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur: "Her nefis ölümü tadacaktır." Bu ilahi hakikat, ölümün bir son değil, ebedi hayatın başlangıcı olduğunu hatırlatır. Asıl mesele ne zaman öleceğimiz değil, nasıl yaşayacağımızdır.
Bir gün bizim de adımız geçmiş zamanla anılacak. Elbiselerimiz dolaplarda kalacak, koltuğumuz başkasına nasip olacak, telefonumuz başka ellerde çalacak. Fakat yaptığımız her iyilik, döktüğümüz her gözyaşı, samimiyetle ettiğimiz her dua ve gizlice verdiğimiz her sadaka, Rabbimizin katında bizimle birlikte olacaktır.
Öyleyse bugünü son günümüz gibi yaşayalım. Anne ve babamızın duasını alalım. Komşumuzun hâlini soralım. Yetimin başını okşayalım. Kimsenin kalbini kırmayalım. Çünkü bazen bir tebessüm, bazen içten edilen bir dua, bazen de sessizce yapılan bir iyilik; ebedi kurtuluşun vesilesi olabilir.
Unutmayalım; ölüm, hayatın bittiği yer değil, hesabın başladığı yerdir. Bu dünyadan götürebileceğimiz tek sermaye, imanımız, salih amellerimiz ve güzel ahlakımızdır.
Rabbim, ömrümüzü hayırlı ve bereketli kılsın. Son nefesimizi imanla vermeyi, kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçe eylemeyi ve bizleri sevdiklerimizle birlikte ebedi cennetinde buluşturmayı nasip etsin.
Çünkü ölüm yok olmak değil, Rabbimizin vaad ettiği sonsuz hayata yeniden doğmaktır. Asıl hayat, ölümden sonradır.
En sevdiğim yakınlarımdan birini kaybettik bu hafta onun anısına yakınlarının üzüntüsüne ve sizlerin kayıplarınızq bir nebze katkı sağlamak istedim
Allah ahireti aynılığı vermesin sağlıcakla sevdiklerinize bir ömür mutlu bir ömür diliyorum
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DİLEK ÖZAKAY
Ölüm: Bir Son Değil, Sonsuzluğa Açılan Kapı
İnsan, bu dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren aslında ölüme doğru yürümeye başlar. Kimimiz bunu unutarak yaşar, kimimiz ise her gün onu hatırlayarak hayatına anlam katmaya çalışır. Oysa ölüm, korkulacak bir yok oluş değil; Rabbimizin huzuruna dönüşün adıdır.
Hayat, avuçlarımızın arasından kayan bir kum tanesi gibidir. Bugün sahip olduğumuz mal, makam, güzellik ve güç; yarın bir mezar taşının sessizliğinde geride kalacaktır. Bizden geriye kalacak olan ise güzel bir isim, hayırlı evlatlar, gönüllere dokunan iyilikler ve Rabbimizin rızasını kazanmak için attığımız adımlardır.
Ölüm yok olmak değildir; yeniden var olmaktır. Dünya hayatından ebedi hayata geçiştir. Bir kapı kapanırken, sonsuzluğa açılan başka bir kapı aralanır. İnanan bir gönül için ölüm, ayrılık değil; Rabbine kavuşmanın, gerçek yurduna dönmenin adıdır. Bu yüzden ölüm, karanlık bir son değil; imanla bakan gözler için ebedî hayatın ilk sabahıdır.
Kabristanlar, dünyanın en sessiz ama en derin nasihatçileridir. Orada zenginle fakir, gençle yaşlı, makam sahibiyle sıradan insan yan yana yatar. Toprak, kimseye ayrıcalık tanımaz. Bize düşen ise nefes alırken kalplerimizi kin, kibir ve hasetten arındırmak; kırdığımız gönülleri onarmak, affetmeyi öğrenmek ve sevdiklerimize "Seni seviyorum" demeyi ertelememektir.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur: "Her nefis ölümü tadacaktır." Bu ilahi hakikat, ölümün bir son değil, ebedi hayatın başlangıcı olduğunu hatırlatır. Asıl mesele ne zaman öleceğimiz değil, nasıl yaşayacağımızdır.
Bir gün bizim de adımız geçmiş zamanla anılacak. Elbiselerimiz dolaplarda kalacak, koltuğumuz başkasına nasip olacak, telefonumuz başka ellerde çalacak. Fakat yaptığımız her iyilik, döktüğümüz her gözyaşı, samimiyetle ettiğimiz her dua ve gizlice verdiğimiz her sadaka, Rabbimizin katında bizimle birlikte olacaktır.
Öyleyse bugünü son günümüz gibi yaşayalım. Anne ve babamızın duasını alalım. Komşumuzun hâlini soralım. Yetimin başını okşayalım. Kimsenin kalbini kırmayalım. Çünkü bazen bir tebessüm, bazen içten edilen bir dua, bazen de sessizce yapılan bir iyilik; ebedi kurtuluşun vesilesi olabilir.
Unutmayalım; ölüm, hayatın bittiği yer değil, hesabın başladığı yerdir. Bu dünyadan götürebileceğimiz tek sermaye, imanımız, salih amellerimiz ve güzel ahlakımızdır.
Rabbim, ömrümüzü hayırlı ve bereketli kılsın. Son nefesimizi imanla vermeyi, kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçe eylemeyi ve bizleri sevdiklerimizle birlikte ebedi cennetinde buluşturmayı nasip etsin.
Çünkü ölüm yok olmak değil, Rabbimizin vaad ettiği sonsuz hayata yeniden doğmaktır. Asıl hayat, ölümden sonradır.
En sevdiğim yakınlarımdan birini kaybettik bu hafta onun anısına yakınlarının üzüntüsüne ve sizlerin kayıplarınızq bir nebze katkı sağlamak istedim
Allah ahireti aynılığı vermesin sağlıcakla sevdiklerinize bir ömür mutlu bir ömür diliyorum