1960’lı Yıllarda Tavas’ta Tek Sinema: Kızılay Sineması
Yazının Giriş Tarihi: 20.10.2025 12:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.10.2025 12:38
1960’lı yıllarda Tavas’ta tek sinema bulunuyordu. Bu sinema Kızılay Sineması idi.
Sinemayı Hüseyin ve Abbas Kılıç kardeşler işletiyordu. Fotoğrafçılık ve sinemacılık alanında uzun yıllar boyunca düzgün ve düzenli bir şekilde işletmecilik yaparak Tavas halkına hizmet verdiler.
Yaz aylarında ise bağlarda kurulan yazlık sinemalar da ara sıra faaliyet gösterirdi.
1963’te Yeni Bir Sinema Girişimi: Aydınlık Sineması
1963 yılında Konakaltı esnaflarından üç kafadar; Bakkal Selahaddin Zorlu, Bisikletçi Hasan ve Sadık Sarıgöz kardeşler, ortak bir sinema salonu açmaya karar verdiler ve yer arayışına başladılar. O dönemlerde dükkân bulmak oldukça zordu; esnaflar genellikle kahve köşelerinde veya hanların içinde faaliyet gösterirdi.
Bu durumdan esinlenen girişimciler, Bağlılardan İbrahim Arcan ve oğullarının işlettiği hanın içindeki bir damı kiralayıp tamirat ve tadilattan geçirerek burayı sinema salonu haline getirdiler.
Bu yeni sinemanın adı Çarşı Han İçinde Aydınlık Sineması oldu.
Karşıdan bakıldığında Çarşı Camii’nin önünde yoğurtçu pazarı, hanın kapısı ve bir kahvehane yer alıyordu. Hanın kapısından içeri girildiğinde, yoğurtçu pazarının arkasına denk gelen hayvan damı sinema salonuna dönüştürülmüştü.
Makine, film, sandalyeler derken ortakların parası tükenince, babam Bisikletçi Şevket Irmak da sinemaya ortak yapılarak maddi katkı sağlandı.
Her şey tamamlandıktan sonra, filmler, afişler ve reklamlar hazırlandı. Makinist Kemal Şakru, afişçi Şoför Tarzan idi. Afişler çarşıya, belediye meydanına ve Konakaltı’ndaki büyük kavak ağacına asıldı. Akşamları ise kahveler dolaşılarak zil çalınır, “Bu akşam saat 20.30’da Aydınlık Sineması’nda Canavar Kadın filmi oynayacak, buyrun gelin, bekleriz!” diye anons yapılırdı. Afişçi, emeğine karşılık filmleri bedavaya izlerdi.
Sinema çevresinde seyyar satıcılar da bulunurdu. Patlamış mısır satan Sinek Tahir, küçük terzi, haşlanmış kestane satan Kör Emin Hıncal o günlerin renkli simalarındandı. Akşam gösterimleri düzenli olarak sürer, cumartesi ve pazar günleri ise öğleden sonra 14.30 seansları olurdu.
Aydınlık Sineması’nda Yangın
Bir pazar günü makinist Kemal Şakru, Kızılcabölük’teki akrabasının düğününe gitmek için izin aldı.
“Ben 14.30’a kadar gelmeye çalışırım, siz makinayı ellemeyin,” diyerek ayrıldı.
Ancak ortaklardan Sadık Sarıgöz, makinist geç kaldığı için “Ben biraz öğrendim, oynatırım ne var bunda,” diyerek hazırlıklara başladı.
Film makaralarını monte etti ama kapaklarını kapatmadı. O dönemde ışık, kömürlerin birbirine değdirilmesiyle sağlanıyordu; tıpkı kaynak makinesi gibi ışık saçardı. Arkadaki ayna bu ışığı beyaz perdeye yansıtırdı. Fakat o gün talihsizlik yaşandı: kömürlerden sıçrayan kıvılcımlar filme temas etti ve film tutuştu.
Kısa sürede film, makine, ardından makinist odası ve nihayet tüm salon alev aldı. Sadık Sarıgöz korkuyla bayıldı, eve götürülüp ayıltıldı. Diğer ortaklar yangının başında ne yapacaklarını şaşırdılar. Film şirketine zararlarını ödediler.
“Mahvolduk,” dediler. Ardından birbirlerini mahkemeye verdiler.
Selahattin Zorlu ile Hasan Sarıgöz, dava vekili olarak Arzuhalci Mehmet İncekabeyi’ni; Şevket Irmak ile Sadık Sarıgöz ise Kör Abdullah Yılmazçoban’ı vekil olarak tuttular.
Mahkeme uzun sürdü; hakim işin içinden çıkamayınca davayı reddetti. Herkes koyduğu paranın yandığını kabul etti. Bu olaydan ders alarak herkes kendi işine daha sıkı sarıldı.
Yangından Önceki Son Gösteri
Bu yangından birkaç gün önce sinemaya sanatçılar, yani konser ekibi gelmişti. O gün salon tıklım tıklım dolmuş, oturacak yer kalmamıştı. Ayakta izleyenler bile olmuştu.
Belki de nazara geldiler, belki de çarpıldılar — artık orası meçhul…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET IRMAK
1960’lı Yıllarda Tavas’ta Tek Sinema: Kızılay Sineması
1960’lı yıllarda Tavas’ta tek sinema bulunuyordu. Bu sinema Kızılay Sineması idi.
Sinemayı Hüseyin ve Abbas Kılıç kardeşler işletiyordu. Fotoğrafçılık ve sinemacılık alanında uzun yıllar boyunca düzgün ve düzenli bir şekilde işletmecilik yaparak Tavas halkına hizmet verdiler.
Yaz aylarında ise bağlarda kurulan yazlık sinemalar da ara sıra faaliyet gösterirdi.
1963’te Yeni Bir Sinema Girişimi: Aydınlık Sineması
1963 yılında Konakaltı esnaflarından üç kafadar; Bakkal Selahaddin Zorlu, Bisikletçi Hasan ve Sadık Sarıgöz kardeşler, ortak bir sinema salonu açmaya karar verdiler ve yer arayışına başladılar. O dönemlerde dükkân bulmak oldukça zordu; esnaflar genellikle kahve köşelerinde veya hanların içinde faaliyet gösterirdi.
Bu durumdan esinlenen girişimciler, Bağlılardan İbrahim Arcan ve oğullarının işlettiği hanın içindeki bir damı kiralayıp tamirat ve tadilattan geçirerek burayı sinema salonu haline getirdiler.
Bu yeni sinemanın adı Çarşı Han İçinde Aydınlık Sineması oldu.
Karşıdan bakıldığında Çarşı Camii’nin önünde yoğurtçu pazarı, hanın kapısı ve bir kahvehane yer alıyordu. Hanın kapısından içeri girildiğinde, yoğurtçu pazarının arkasına denk gelen hayvan damı sinema salonuna dönüştürülmüştü.
Makine, film, sandalyeler derken ortakların parası tükenince, babam Bisikletçi Şevket Irmak da sinemaya ortak yapılarak maddi katkı sağlandı.
Her şey tamamlandıktan sonra, filmler, afişler ve reklamlar hazırlandı. Makinist Kemal Şakru, afişçi Şoför Tarzan idi. Afişler çarşıya, belediye meydanına ve Konakaltı’ndaki büyük kavak ağacına asıldı. Akşamları ise kahveler dolaşılarak zil çalınır, “Bu akşam saat 20.30’da Aydınlık Sineması’nda Canavar Kadın filmi oynayacak, buyrun gelin, bekleriz!” diye anons yapılırdı. Afişçi, emeğine karşılık filmleri bedavaya izlerdi.
Sinema çevresinde seyyar satıcılar da bulunurdu. Patlamış mısır satan Sinek Tahir, küçük terzi, haşlanmış kestane satan Kör Emin Hıncal o günlerin renkli simalarındandı. Akşam gösterimleri düzenli olarak sürer, cumartesi ve pazar günleri ise öğleden sonra 14.30 seansları olurdu.
Aydınlık Sineması’nda Yangın
Bir pazar günü makinist Kemal Şakru, Kızılcabölük’teki akrabasının düğününe gitmek için izin aldı.
“Ben 14.30’a kadar gelmeye çalışırım, siz makinayı ellemeyin,” diyerek ayrıldı.
Ancak ortaklardan Sadık Sarıgöz, makinist geç kaldığı için “Ben biraz öğrendim, oynatırım ne var bunda,” diyerek hazırlıklara başladı.
Film makaralarını monte etti ama kapaklarını kapatmadı. O dönemde ışık, kömürlerin birbirine değdirilmesiyle sağlanıyordu; tıpkı kaynak makinesi gibi ışık saçardı. Arkadaki ayna bu ışığı beyaz perdeye yansıtırdı. Fakat o gün talihsizlik yaşandı: kömürlerden sıçrayan kıvılcımlar filme temas etti ve film tutuştu.
Kısa sürede film, makine, ardından makinist odası ve nihayet tüm salon alev aldı. Sadık Sarıgöz korkuyla bayıldı, eve götürülüp ayıltıldı. Diğer ortaklar yangının başında ne yapacaklarını şaşırdılar. Film şirketine zararlarını ödediler.
“Mahvolduk,” dediler. Ardından birbirlerini mahkemeye verdiler.
Selahattin Zorlu ile Hasan Sarıgöz, dava vekili olarak Arzuhalci Mehmet İncekabeyi’ni; Şevket Irmak ile Sadık Sarıgöz ise Kör Abdullah Yılmazçoban’ı vekil olarak tuttular.
Mahkeme uzun sürdü; hakim işin içinden çıkamayınca davayı reddetti. Herkes koyduğu paranın yandığını kabul etti. Bu olaydan ders alarak herkes kendi işine daha sıkı sarıldı.
Yangından Önceki Son Gösteri
Bu yangından birkaç gün önce sinemaya sanatçılar, yani konser ekibi gelmişti. O gün salon tıklım tıklım dolmuş, oturacak yer kalmamıştı. Ayakta izleyenler bile olmuştu.
Belki de nazara geldiler, belki de çarpıldılar — artık orası meçhul…