Firavunlar, öldükten sonra dirileceklerine inandıkları için “Her şeyim yanımda olsun, bir başkasının eline geçmesin” düşüncesiyle; altınını, incisini, ibriklerini, kısacası sağken kullandıkları her şeyi mezarlarına koydurmuşlar. Kendileri yaklaşık 70 günde mumyalanmış, iç organları ayrı ayrı küçük küplere konularak gizli yollarla piramitlere yerleştirilmiş.
Zamanla piramitler kapanmış ancak hırsızlar da boş durmamış. Bugün yaşananlar ortada… Yapılan her şey, yaşanan tüm süreçler duvarlara resim ve yazılarla işlenmiş; adeta her şeyi anlatmışlar.
Dünyanın yedi harikasından biri olan bu piramitleri gezip görmek gerçekten gerekiyor. Büyük piramitler üç tanesi birbirine çok yakın konumda ve en fazla turist çeken yapılar. Şehir içinde bazı noktalardan bakıldığında dibinizdeymiş gibi görünüyorlar. Yanına gittiğinizde ise inanılmaz bir yükseklikle karşılaşıyorsunuz. O devasa taşların nasıl kaldırıldığı ya da kaydırıldığı hâlâ hayret verici.
Her yerde fotoğraf çekenler, taşları inceleyenler, çizim yapan öğrenciler; develerle nöbet tutan polisler, hediyelik eşya satıcıları, deve kiralayanlar ve rehberlerin anlatımları… Tam anlamıyla çöl ikliminin hâkim olduğu, hareketli bir şehir.
Akşam Nil Nehri’nde vapur turuna çıktık. Yemekli bir organizasyondu; yöresel sanatçılar, gösteriler ve canlı müzik eşliğinde kalabalık ama çok keyifli bir ortam vardı. Yemek bittikten sonra vapur ağır ağır kıyıya yanaştı, yolcular indirildi. Otobüse binilerek otele dönüldü. Bir gün daha böylece geride kaldı.
Kahire’de ekmekler yollarda, kaldırımlarda satılıyor. Herkes poşetlerini doldurup götürüyor. Her yerde aynı tip ekmek var; somun yok. Şibit ya da lavaş benzeri. Kadınlar saç üzerinde pişiriyor.
Motosikletler genellikle 150–200 cc ve eski model; scooter ve Vespa yaygın.
Taksiler: Fiat 126, Peugeot 404–405.
Dolmuşlar: Eski model Volkswagen minibüsler.
Kamyonetler: Eski model Chevrolet’ler.
Küçük kamyonlar: Eski model Magirus’lar.
Büyük kamyonlar: Genellikle arkası römorklu, tır gibi kullanılıyor.
Otobüslerin motorları Mercedes, karoseri ise kendileri tarafından yapılıyormuş. Otobüsleri gördük, bindik. Taksiler siyah-beyaz boyalı. Minibüsler beyaz, küçük kamyonlar yeşil. Polisler develi, siyah giyimli. Ayrıca iki tekerli, tek atlı faytonlar turistleri ücret karşılığında şehir içinde gezdiriyor.
Bizi tarihi eserlerin dışında otobüsle grup halinde; kuyumcuya, kumaşçıya, pabucuya, tablocuya ve çeşitli satış dükkânlarına da götürdüler. Sunumlar, ikramlar derken gün yine bitti. Erken saatlerde marketleri de gezdirdiler.
Devamı bir sonraki sayıda… Yazı dizimiz sürecek.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET IRMAK
2007 MISIR GEZİSİ ANILARIM – 2
Firavunlar, öldükten sonra dirileceklerine inandıkları için “Her şeyim yanımda olsun, bir başkasının eline geçmesin” düşüncesiyle; altınını, incisini, ibriklerini, kısacası sağken kullandıkları her şeyi mezarlarına koydurmuşlar. Kendileri yaklaşık 70 günde mumyalanmış, iç organları ayrı ayrı küçük küplere konularak gizli yollarla piramitlere yerleştirilmiş.
Zamanla piramitler kapanmış ancak hırsızlar da boş durmamış. Bugün yaşananlar ortada… Yapılan her şey, yaşanan tüm süreçler duvarlara resim ve yazılarla işlenmiş; adeta her şeyi anlatmışlar.
Dünyanın yedi harikasından biri olan bu piramitleri gezip görmek gerçekten gerekiyor. Büyük piramitler üç tanesi birbirine çok yakın konumda ve en fazla turist çeken yapılar. Şehir içinde bazı noktalardan bakıldığında dibinizdeymiş gibi görünüyorlar. Yanına gittiğinizde ise inanılmaz bir yükseklikle karşılaşıyorsunuz. O devasa taşların nasıl kaldırıldığı ya da kaydırıldığı hâlâ hayret verici.
Her yerde fotoğraf çekenler, taşları inceleyenler, çizim yapan öğrenciler; develerle nöbet tutan polisler, hediyelik eşya satıcıları, deve kiralayanlar ve rehberlerin anlatımları… Tam anlamıyla çöl ikliminin hâkim olduğu, hareketli bir şehir.
Akşam Nil Nehri’nde vapur turuna çıktık. Yemekli bir organizasyondu; yöresel sanatçılar, gösteriler ve canlı müzik eşliğinde kalabalık ama çok keyifli bir ortam vardı. Yemek bittikten sonra vapur ağır ağır kıyıya yanaştı, yolcular indirildi. Otobüse binilerek otele dönüldü. Bir gün daha böylece geride kaldı.
Kahire’de ekmekler yollarda, kaldırımlarda satılıyor. Herkes poşetlerini doldurup götürüyor. Her yerde aynı tip ekmek var; somun yok. Şibit ya da lavaş benzeri. Kadınlar saç üzerinde pişiriyor.
Motosikletler genellikle 150–200 cc ve eski model; scooter ve Vespa yaygın.
Taksiler: Fiat 126, Peugeot 404–405.
Dolmuşlar: Eski model Volkswagen minibüsler.
Kamyonetler: Eski model Chevrolet’ler.
Küçük kamyonlar: Eski model Magirus’lar.
Büyük kamyonlar: Genellikle arkası römorklu, tır gibi kullanılıyor.
Otobüslerin motorları Mercedes, karoseri ise kendileri tarafından yapılıyormuş. Otobüsleri gördük, bindik. Taksiler siyah-beyaz boyalı. Minibüsler beyaz, küçük kamyonlar yeşil. Polisler develi, siyah giyimli. Ayrıca iki tekerli, tek atlı faytonlar turistleri ücret karşılığında şehir içinde gezdiriyor.
Bizi tarihi eserlerin dışında otobüsle grup halinde; kuyumcuya, kumaşçıya, pabucuya, tablocuya ve çeşitli satış dükkânlarına da götürdüler. Sunumlar, ikramlar derken gün yine bitti. Erken saatlerde marketleri de gezdirdiler.
Devamı bir sonraki sayıda… Yazı dizimiz sürecek.