60’LI – 70’Lİ YILLARDA TAVAS’TA DÜĞÜN DERNEK İŞLERİ
Yazının Giriş Tarihi: 22.11.2025 12:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.11.2025 12:14
Genelde düğünler kışın olurdu. Harman, derman işlerleri bitsin; bağdan köye göçülsün; inşaat işleri tamamlansın; ustalar boşalsın… Yani eş dost müsaitleşsin ki düğün yapacak olanlara yardımcı olunabilsin.
Mal görülür, zarrafa gidilir. Bazı yerlerde bazı kişiler bu işlemleri harman kalkımına veya tütün parasına göre pazarlık yaparak yazdırırlar ve günü geldiğinde öderler. Ardından düğün telaşı başlardı.
Buğdaylar değirmene götürülür, unlar düğün evine getirilirdi. Yaklaşık 15 gün önceden yufka ekmeği yapılıp yığılır, ekmek hazırlığı tamamlanırdı. Yemekçi ve çalgıcı ayarlanır; taksi dolaşacaksa taksicisi bulunur, konuşulur; sadıç belirlenirdi. Eğer önceden sadıç varsa, o görevi üstlenirdi.
Çalgıcılar, Emniyet’ten alınan ruhsat sırasına göre, eğer birkaç düğün varsa o sıraya göre düğünleri dolaşırlardı. Taksiciler de bu sıraya göre düğün evlerini gezdirirdi.
Perşembe akşamı kesim, goya gitme işlemleri yapılırdı. Cuma akşamı “mübareke”ye gelenlere tepsiyle sigara ve lokum ikram edilirdi. Cumartesi günü çalgıcılar gelmeden kahveler dolaşılıp “Benim düğün çalınacak, haydi buyurun!” denilerek adam toplanırdı.
Cumartesi gündüzleri bir saat, cuma ve cumartesi geceleri yarımşar saat çalıp koşmaca diğer düğün evine giderlerdi. Düğün sahibi kahvelerden beşer onar sandalye isterdi. Damat, sadıç ve damadın arkadaşları sigara dağıtırdı.
Yemek, yakınlara, akrabalara, komşulara ve arkadaşlara fazla dışa çıkmadan söylenirdi. Cuma ve cumartesi öğlen, “ilkindi” diye tabir edilen vakitte yemekler sofrada yenirdi. Genelde çorba, kuru fasulye, patates yemeği, kuru patlıcan dolması, karahabar makarna ve Tavas baklavası ikram edilirdi. Yemekten sonra yemek duası yapılırdı.
60’larda yemekten sonra el yıkattırılırdı. Leğen, ırbık, havlu… Bu işi çocuklar yapardı. Sonradan el bezi çıkınca bu uygulama kalktı.
Pazar günü sırayla gelin almalar, kapı tutmalar, gelin arabasına binme kavgaları, düğün dolaşmaları yapılırdı. Gelinin başından para ve şeker saçılır, ardından bağ pazarına damat gezdirilirdi. Akşam namazına camiye gidilir, hoca ile birlikte ilahi eşliğinde eve dönülürdü. Yemekten sonra kahveler içilir, hoca nasihatlerde bulunurdu. Damat ustası varsa, usta izin verir, hediye verir, “Hadi oğlum, başına gün doğsun!” derdi. Eş dost yorulmuş olurdu; yatma ve dinlenme zamanı gelirdi.
Ertesi gün, pazartesi gelinin çayı içilir, yorgunluklar giderilirdi. Önde gelen kişilerden biri para toplar; kuru yemiş gibi yiyecek, içecek alınıp “damat gezdirme” veya “kestane patlatma” diyerek bağ evlerine gidilir, vakit geçirilirdi.
Salı öğleden sonra kadınlar gelin bakmaya mahalle mahalle dolaşırlardı. Bu çeyiz ve gelin bakmaları sırasında gelin beğenme, kız bulma işleri de yapılırdı. Bu vesileyle yakıştırmalar, takıştırmalar, para takmalar, el öpmeler, oyuna kaldırmalar olur; gelinin boyu, posu incelenirdi. Kaynana olacak kişi beğendiyse birkaç gün sonra kız evine kız bakmaya gidilirdi. Ayrılırken yine “Buyurun gelin.” denirdi. Şayet verilmeyecekse, “Oturmaya gelin amma kız için gelmeyin.” denirmiş. Olacak gibiyse istemeye elçi gönderilirdi.
Bu işler birbirini kovalar; Tavas’ta çoğu kişi birbirinin akrabasıydı. Bazı kişiler birbirine “pekmez bulaşığı kadar akrabalık var” derlerdi. Mutlaka bir yerlerden hısımlık çıkardı.
Önceleri dışarıya kız verilmezdi. Sonradan dünya küçüldü. Akrabalardan birisi Japon bir kızla evlendi. ODTÜ’de okuyordu, orada tanışıp anlaşmışlar; evlendiler. Şimdi İstanbul’da yaşıyorlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET IRMAK
60’LI – 70’Lİ YILLARDA TAVAS’TA DÜĞÜN DERNEK İŞLERİ
Genelde düğünler kışın olurdu. Harman, derman işlerleri bitsin; bağdan köye göçülsün; inşaat işleri tamamlansın; ustalar boşalsın… Yani eş dost müsaitleşsin ki düğün yapacak olanlara yardımcı olunabilsin.
Mal görülür, zarrafa gidilir. Bazı yerlerde bazı kişiler bu işlemleri harman kalkımına veya tütün parasına göre pazarlık yaparak yazdırırlar ve günü geldiğinde öderler. Ardından düğün telaşı başlardı.
Buğdaylar değirmene götürülür, unlar düğün evine getirilirdi. Yaklaşık 15 gün önceden yufka ekmeği yapılıp yığılır, ekmek hazırlığı tamamlanırdı. Yemekçi ve çalgıcı ayarlanır; taksi dolaşacaksa taksicisi bulunur, konuşulur; sadıç belirlenirdi. Eğer önceden sadıç varsa, o görevi üstlenirdi.
Çalgıcılar, Emniyet’ten alınan ruhsat sırasına göre, eğer birkaç düğün varsa o sıraya göre düğünleri dolaşırlardı. Taksiciler de bu sıraya göre düğün evlerini gezdirirdi.
Perşembe akşamı kesim, goya gitme işlemleri yapılırdı. Cuma akşamı “mübareke”ye gelenlere tepsiyle sigara ve lokum ikram edilirdi. Cumartesi günü çalgıcılar gelmeden kahveler dolaşılıp “Benim düğün çalınacak, haydi buyurun!” denilerek adam toplanırdı.
Cumartesi gündüzleri bir saat, cuma ve cumartesi geceleri yarımşar saat çalıp koşmaca diğer düğün evine giderlerdi. Düğün sahibi kahvelerden beşer onar sandalye isterdi. Damat, sadıç ve damadın arkadaşları sigara dağıtırdı.
Yemek, yakınlara, akrabalara, komşulara ve arkadaşlara fazla dışa çıkmadan söylenirdi. Cuma ve cumartesi öğlen, “ilkindi” diye tabir edilen vakitte yemekler sofrada yenirdi. Genelde çorba, kuru fasulye, patates yemeği, kuru patlıcan dolması, karahabar makarna ve Tavas baklavası ikram edilirdi. Yemekten sonra yemek duası yapılırdı.
60’larda yemekten sonra el yıkattırılırdı. Leğen, ırbık, havlu… Bu işi çocuklar yapardı. Sonradan el bezi çıkınca bu uygulama kalktı.
Pazar günü sırayla gelin almalar, kapı tutmalar, gelin arabasına binme kavgaları, düğün dolaşmaları yapılırdı. Gelinin başından para ve şeker saçılır, ardından bağ pazarına damat gezdirilirdi. Akşam namazına camiye gidilir, hoca ile birlikte ilahi eşliğinde eve dönülürdü. Yemekten sonra kahveler içilir, hoca nasihatlerde bulunurdu. Damat ustası varsa, usta izin verir, hediye verir, “Hadi oğlum, başına gün doğsun!” derdi. Eş dost yorulmuş olurdu; yatma ve dinlenme zamanı gelirdi.
Ertesi gün, pazartesi gelinin çayı içilir, yorgunluklar giderilirdi. Önde gelen kişilerden biri para toplar; kuru yemiş gibi yiyecek, içecek alınıp “damat gezdirme” veya “kestane patlatma” diyerek bağ evlerine gidilir, vakit geçirilirdi.
Salı öğleden sonra kadınlar gelin bakmaya mahalle mahalle dolaşırlardı. Bu çeyiz ve gelin bakmaları sırasında gelin beğenme, kız bulma işleri de yapılırdı. Bu vesileyle yakıştırmalar, takıştırmalar, para takmalar, el öpmeler, oyuna kaldırmalar olur; gelinin boyu, posu incelenirdi. Kaynana olacak kişi beğendiyse birkaç gün sonra kız evine kız bakmaya gidilirdi. Ayrılırken yine “Buyurun gelin.” denirdi. Şayet verilmeyecekse, “Oturmaya gelin amma kız için gelmeyin.” denirmiş. Olacak gibiyse istemeye elçi gönderilirdi.
Bu işler birbirini kovalar; Tavas’ta çoğu kişi birbirinin akrabasıydı. Bazı kişiler birbirine “pekmez bulaşığı kadar akrabalık var” derlerdi. Mutlaka bir yerlerden hısımlık çıkardı.
Önceleri dışarıya kız verilmezdi. Sonradan dünya küçüldü. Akrabalardan birisi Japon bir kızla evlendi. ODTÜ’de okuyordu, orada tanışıp anlaşmışlar; evlendiler. Şimdi İstanbul’da yaşıyorlar.