1983’te bir yaz günü… Orak zamanı ve günlerden pazar. Ramazan ayındayız. Biçerdöver bizim ekin tarlasının yakınlarındaymış. Bize haber verdiler: “Tarlanızın yanında bulunun.” Biz de babam Şevket Irmak’la motosikletlerimize binip ekin tarlasına vardık. Armut ağacının altına oturduk, biçeri bekliyoruz. Tarlamız Kızılcabölük yolu üzerinde. Gelen geçeni uzaktan izliyoruz.
Biraz zaman geçti, itfaiyeler Tavas tarafından geçmeye başladı. Dumanlar yükseliyor ve sonraları daha çok artmaya başladı. “Neresi acaba?” diye merak ediyoruz. Babamın içi durmadı, harekete geçip Tavas’a doğru yol almaya başladık. Yaklaştıkça “Bizim evin oraları…” diye tahmin ediyoruz.
Biz varıncaya kadar tüm köylerdeki, kasabalardaki itfaiyeler gelmiş, yangını söndürmeye çalışıyorlar. Tüm Tavas halkı orada. Olay; Orta Mahalle, Askerlik Şubesi altında, Barbaros Sokak ve Yıldırım Beyazıt Caddesi arasında bulunan Tilkillili Mehmet Aydınalp’ın hızarı, Şevket ve Süleyman Karayürek kardeşlerin marangoz atölyesi, Hacıyusufların Veysel ve Süleyman Çoban kardeşlerin marangoz atölyesi, Muharrem İnci’nin odun deposu gibi ahşap yapıların olduğu yerdeydi.
Bizim ev ile yangın arasında sadece 5 metre bahçe ve bir duvar vardı. Biz tarladan gelinceye kadar evin içindeki eşyalarımızı boşaltmışlar. Yanma ihtimali çok yüksekti; yangın çok büyüktü. Her taraf kereste, dilme, rabıta, odun doluydu… 7–8 itfaiye yetmiyordu. Akşama doğru alevler biraz azalmaya, kısmen sönmeye başladı. “Çok şükür…” demeye başladık. Çok yakın evler hasar gördü. Bizim evin sıcaktan camları çatladı, yağmur oluklarının lehimleri eridi, aktı. Eşyalarımız biraz hırpalandı.
Yangın içeriden içeri bir hafta kadar yandı. Gece daha çok belli oluyordu. Sahura kalktığımızda kova ile küçük parçaları söndürmeye çalışıyorduk. Komşuların sermayeleri yandı; makineleri dikeldi kaldı. Makineler İzmir’e, fabrika bakım-onarıma götürüldü. Terzi İsmail Tan’ın hasar gören evi yeniden sıvandı, boyandı. Biz camları değiştirdik, olukları lehimlettik. Komşu marangoz arkadaşlar ağır ağır yeniden, sıfırdan toparlanmaya başladılar.
Yangının nasıl çıktığı, kimin yaptığı belli olmadı. Geceleri genelde bu hızarlara işi, aylığı olmayan, ihtiyacı olan ihtiyarlar bekçi olurdu. Akşama doğru gelirler, gece belirli bir saatten sonra yorganı çekip yatarlar; sabah kalkıp giderlerdi. Yazıhane olarak kullandıkları kulübede yatıyorlardı. Her hızarcının bekçisi vardı: Düldüloğlunun, Bayramoğlunun, Velisbahoğlunun gece bekçisi, köpekleri, ev kuşları… Gündüz bekçi olmazdı.
Bu hızarların bazılarının yeri değişikti; daha sanayi oluşmamıştı. Bizim Tavas Küçük Sanayi Sitesi 1989’un sonlarında faaliyete geçti. Önceden mahalle aralarında demirci, tamirci, marangoz dükkânları olurdu; öyle idare edilirdi. Eskiden yangın daha çok olurdu. Yangında mağdur olan çok fakir ise ön ayak olunur, para toplanır, yardımcı olunur; fazla eşyası olanlar eşya yardımı yapardı. Böyle günler, aylar, yıllar geçirdik.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET IRMAK
TAVAS’TA 80’LERDE BÜYÜK HİZAR YANGINI
1983’te bir yaz günü… Orak zamanı ve günlerden pazar. Ramazan ayındayız. Biçerdöver bizim ekin tarlasının yakınlarındaymış. Bize haber verdiler: “Tarlanızın yanında bulunun.” Biz de babam Şevket Irmak’la motosikletlerimize binip ekin tarlasına vardık. Armut ağacının altına oturduk, biçeri bekliyoruz. Tarlamız Kızılcabölük yolu üzerinde. Gelen geçeni uzaktan izliyoruz.
Biraz zaman geçti, itfaiyeler Tavas tarafından geçmeye başladı. Dumanlar yükseliyor ve sonraları daha çok artmaya başladı. “Neresi acaba?” diye merak ediyoruz. Babamın içi durmadı, harekete geçip Tavas’a doğru yol almaya başladık. Yaklaştıkça “Bizim evin oraları…” diye tahmin ediyoruz.
Biz varıncaya kadar tüm köylerdeki, kasabalardaki itfaiyeler gelmiş, yangını söndürmeye çalışıyorlar. Tüm Tavas halkı orada. Olay; Orta Mahalle, Askerlik Şubesi altında, Barbaros Sokak ve Yıldırım Beyazıt Caddesi arasında bulunan Tilkillili Mehmet Aydınalp’ın hızarı, Şevket ve Süleyman Karayürek kardeşlerin marangoz atölyesi, Hacıyusufların Veysel ve Süleyman Çoban kardeşlerin marangoz atölyesi, Muharrem İnci’nin odun deposu gibi ahşap yapıların olduğu yerdeydi.
Bizim ev ile yangın arasında sadece 5 metre bahçe ve bir duvar vardı. Biz tarladan gelinceye kadar evin içindeki eşyalarımızı boşaltmışlar. Yanma ihtimali çok yüksekti; yangın çok büyüktü. Her taraf kereste, dilme, rabıta, odun doluydu… 7–8 itfaiye yetmiyordu. Akşama doğru alevler biraz azalmaya, kısmen sönmeye başladı. “Çok şükür…” demeye başladık. Çok yakın evler hasar gördü. Bizim evin sıcaktan camları çatladı, yağmur oluklarının lehimleri eridi, aktı. Eşyalarımız biraz hırpalandı.
Yangın içeriden içeri bir hafta kadar yandı. Gece daha çok belli oluyordu. Sahura kalktığımızda kova ile küçük parçaları söndürmeye çalışıyorduk. Komşuların sermayeleri yandı; makineleri dikeldi kaldı. Makineler İzmir’e, fabrika bakım-onarıma götürüldü. Terzi İsmail Tan’ın hasar gören evi yeniden sıvandı, boyandı. Biz camları değiştirdik, olukları lehimlettik. Komşu marangoz arkadaşlar ağır ağır yeniden, sıfırdan toparlanmaya başladılar.
Yangının nasıl çıktığı, kimin yaptığı belli olmadı. Geceleri genelde bu hızarlara işi, aylığı olmayan, ihtiyacı olan ihtiyarlar bekçi olurdu. Akşama doğru gelirler, gece belirli bir saatten sonra yorganı çekip yatarlar; sabah kalkıp giderlerdi. Yazıhane olarak kullandıkları kulübede yatıyorlardı. Her hızarcının bekçisi vardı: Düldüloğlunun, Bayramoğlunun, Velisbahoğlunun gece bekçisi, köpekleri, ev kuşları… Gündüz bekçi olmazdı.
Bu hızarların bazılarının yeri değişikti; daha sanayi oluşmamıştı. Bizim Tavas Küçük Sanayi Sitesi 1989’un sonlarında faaliyete geçti. Önceden mahalle aralarında demirci, tamirci, marangoz dükkânları olurdu; öyle idare edilirdi. Eskiden yangın daha çok olurdu. Yangında mağdur olan çok fakir ise ön ayak olunur, para toplanır, yardımcı olunur; fazla eşyası olanlar eşya yardımı yapardı. Böyle günler, aylar, yıllar geçirdik.