Çarşıdaki caminin yanında yoğurt pazarı vardı.Bakracını, tasını, kesesini kapan pazartesi günü öğleden sonraları orada yere oturup yoğurt satardı.
Satışlar salı ve cuma günleri de yapılırdı. Dağda, yaylada hayvan otlatan ve oralarda ikamet eden çobanlar yoğurtlarını keselerde biriktirip eşeklerine yükler oraya yoğurt satmaya gelirlerdi. Heybelerinin bir gözünde bazen ağırlık yapacak bir taş bazen bir kuzu veya oğlak bazen de ayda yılda bir şehre inen çocuk olurdu.
20-30 kişi hem sohbet eder hem de yoğurtlarını satarlardı. "Yoğurdum ekşi." diyen olmayacağı için ufak tefek tartışmalar yaşansa da ertesi günü yerini sevgi,sohbet, saygı alırdı. Kıskançlık yoktu çünkü zaten yoğurt yetiştiremiyorlardı.Kese yoğurdu alacak olanlar ellerinde yoğurt kaplarıyla gelirlerdi yoğurt almaya. Yoğurt alacak kişilerden bazıları parmağını yoğurda daldırıp tatardı şimdi kaşığın ucuyla tattırıyorlar. Çevredeki esnaflardan bazıları yarım somun veya pide ile gelip arasına yoğurt sürdürürlerdi; yoğurdu süren kişi para falan almazdı çünkü paylaşmak vardı, dostluk vardı,anlayış vardı. Bazı bakraç ve tas yoğurtlarının üzerinde karacaot veya çiçek yaprağı olurdu; çocukluğumda duyduğuma göre göz değmesin, nazar ilmesin diye konurmuş.Şakalaşırken türküler mırıldanır, maniler söylenir atışmalar yapılırdı.
"Yoğurdumun kesesi,
Sofranızın neşesi.
Doğan Kayası'nda öğüttüm,
Yiyiver biyo Davaz efesi."
"Yoğurdumun adı var,
Yanıksı tadı var.
Uslu dur efendi,
Yanımda kadı var."
"Keseyi koydum yere,
Yoğurdumdan dat bi kere.
Seni ilk defa görüyom,
Emşerim senin köy nere?"
Denizli pazarlarına da yoğurt satmaya gidenler olurdu. Pınarlık tarafındakiler Zeytin Yaylası'ndan Şeytan Pazarı'na veya diğer pazarlara ebenneyiverirlerdi sıcak soğuk dinlemeden ve işkerini bitirenler iki somunla bir kutu helve alıp eşeğinin heybesini koyup geri dönerlerdi hava ala ala.
"Osman'mın mendili saman da sarısı..."
"Zobalarında guru da meşe yanıyor efem..."
"Boyalıdır aman aman şu Solmaz'ın kapıları..."
Yoğurt satmaya giderken götürdükleri ve ürettikleri yoğurdun içine koydukları sevgilerini bu defa da heybelerine, yüreklerine koyup evde dört gözle gelmesini bekleyen yakınlarına götürürlerdi.
De gidi dünya de, nerelerden nereye geldik.
Yoğurt gibi bembeyaz günler, gülüşler dilerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUHAMMET KAHRAMAN
Bir zamanlar …
Çarşıdaki caminin yanında yoğurt pazarı vardı.Bakracını, tasını, kesesini kapan pazartesi günü öğleden sonraları orada yere oturup yoğurt satardı.
Satışlar salı ve cuma günleri de yapılırdı. Dağda, yaylada hayvan otlatan ve oralarda ikamet eden çobanlar yoğurtlarını keselerde biriktirip eşeklerine yükler oraya yoğurt satmaya gelirlerdi. Heybelerinin bir gözünde bazen ağırlık yapacak bir taş bazen bir kuzu veya oğlak bazen de ayda yılda bir şehre inen çocuk olurdu.
20-30 kişi hem sohbet eder hem de yoğurtlarını satarlardı. "Yoğurdum ekşi." diyen olmayacağı için ufak tefek tartışmalar yaşansa da ertesi günü yerini sevgi,sohbet, saygı alırdı. Kıskançlık yoktu çünkü zaten yoğurt yetiştiremiyorlardı.Kese yoğurdu alacak olanlar ellerinde yoğurt kaplarıyla gelirlerdi yoğurt almaya. Yoğurt alacak kişilerden bazıları parmağını yoğurda daldırıp tatardı şimdi kaşığın ucuyla tattırıyorlar. Çevredeki esnaflardan bazıları yarım somun veya pide ile gelip arasına yoğurt sürdürürlerdi; yoğurdu süren kişi para falan almazdı çünkü paylaşmak vardı, dostluk vardı,anlayış vardı. Bazı bakraç ve tas yoğurtlarının üzerinde karacaot veya çiçek yaprağı olurdu; çocukluğumda duyduğuma göre göz değmesin, nazar ilmesin diye konurmuş.Şakalaşırken türküler mırıldanır, maniler söylenir atışmalar yapılırdı.
"Yoğurdumun kesesi,
Sofranızın neşesi.
Doğan Kayası'nda öğüttüm,
Yiyiver biyo Davaz efesi."
"Yoğurdumun adı var,
Yanıksı tadı var.
Uslu dur efendi,
Yanımda kadı var."
"Keseyi koydum yere,
Yoğurdumdan dat bi kere.
Seni ilk defa görüyom,
Emşerim senin köy nere?"
Denizli pazarlarına da yoğurt satmaya gidenler olurdu. Pınarlık tarafındakiler Zeytin Yaylası'ndan Şeytan Pazarı'na veya diğer pazarlara ebenneyiverirlerdi sıcak soğuk dinlemeden ve işkerini bitirenler iki somunla bir kutu helve alıp eşeğinin heybesini koyup geri dönerlerdi hava ala ala.
"Osman'mın mendili saman da sarısı..."
"Zobalarında guru da meşe yanıyor efem..."
"Boyalıdır aman aman şu Solmaz'ın kapıları..."
Yoğurt satmaya giderken götürdükleri ve ürettikleri yoğurdun içine koydukları sevgilerini bu defa da heybelerine, yüreklerine koyup evde dört gözle gelmesini bekleyen yakınlarına götürürlerdi.
De gidi dünya de, nerelerden nereye geldik.
Yoğurt gibi bembeyaz günler, gülüşler dilerim.