“Deli Dediklerimiz mi, Yoksa Biz mi? – Tavas’ın Güzel İnsanları”
Yazının Giriş Tarihi: 17.02.2026 13:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.02.2026 13:04
Tavaslı birisi bir gün içki masasını kurar ve 3-5 yakınını davet eder.Yakınları gelmeden önce Karahisarlı Ahmet'i, Karahisarlı Şükrü'yü, Tortor'un Yusuf'u ve Baki Dağlı ağabeyi de çağırır.
Herkesin keyfi denktir ve keyiflerine diyecek yoktur.Herkesin bardağını doldurur.Tortor'un Yusuf "Bunu içmek günah." deyip içmez ve bardağını döker.Karahisarlı Ahmet bir duble içip ikinci bardağı doldurmalarına izin vermeden"Heytt!"deyip bardağı arkasına doğru bahçeye fırlatmış.Karahisarlı Şükrü 2 duble içmiş ve başka içmeyeceğini söylemiş.Baki ağabey ise 3 duble içip içmeyi bırakmış ama bizim diğer ahbaplar içmeye devam etmişler ve sarhoş olmuşlar.Onları davet eden ev sahibi "Görüyorsunuz deli dediklerinizden birisi günah diye içmedi,diğerleri midelerinin götürebilecekleri kadar içtiler;maşallah siz hala götürmeye çalışıyorsunuz ama sarhoş oldunuz. Söyleyin bakalım hangi taraf deli?" demiş.
Şükrü'yü bilmeyenler için söyleyeyim, bildiğim kadarıyla pazarlarda bir şeyler satardı ve Efe Osman dayımın orada kalırdı;kızdırdıkları zaman kendi kendine söylenirdi.Şükrü'nün bir özelliği daha varmış.Pazara gece ikide üçte gidilirmiş ve gidilmeden önce çay içilirmiş,çay ocaktan iner inmez çayın piştiği içine doğmuş gibi kapının önüne gelirmiş,akşam yemeklerinde de aynıymış.
Tortor'un Yusuf akşama kadar ayağının ucuyla yollardaki taşları tekmelerdi ve kimseye zararı olmazdı.
Baki abinin leblebi imalathanesi vardı sonra dükkanını Sümerler'in olduğu yere taşıdı sonrasında da yurt dışına gidip geldi. Hatırladığım kadarıyla laciverte yakın bir pardesüsü vardı ve onu hiç çıkarmazdı.Saçları devamlı taranmış haldeydi ve çok temizdir,titizdi.Elinde bir çanta veya şemsiye vardı. Ona" Goldemoyer veya Aldokoro"derlerdi,bunun nedenin de yurtdışından geldiğinden, oradaki isimleri bilmesinden olduğunu sanıyorum.
Garisarlı Ahmet'i zaten biliyorsunuz.Bir gün Ahmet'e biri yemek verir ve karnını doyurmasını söyler."Bununla garnımı niye doyurayım bılla, ocakta pişen dolmadan gat gel de doyayım."der. Yemek veren kişi şaşırır çünkü yemeği Ahmet görmemiştir ama bilmiştir.
Nikfer'de de birisi varmış,zaman zaman pazarda sergileri dolaşıp eliyle mallara dokunurmuş,dokunduğu mallardan bazıları kırk yıldır satılmadığı halde o gün satılırmış.
Bunlar gibi güzel insanları barındıran ve bakan bölgemizden Allah razı olsun.Bunlar gibi dostlar gerçek dostlar,bunlara sahip çıkalım,göreceksiniz bereketiniz artacaktır.
Kaynak:Ahmet Uzunoğlu
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUHAMMET KAHRAMAN
“Deli Dediklerimiz mi, Yoksa Biz mi? – Tavas’ın Güzel İnsanları”
Tavaslı birisi bir gün içki masasını kurar ve 3-5 yakınını davet eder.Yakınları gelmeden önce Karahisarlı Ahmet'i, Karahisarlı Şükrü'yü, Tortor'un Yusuf'u ve Baki Dağlı ağabeyi de çağırır.
Herkesin keyfi denktir ve keyiflerine diyecek yoktur.Herkesin bardağını doldurur.Tortor'un Yusuf "Bunu içmek günah." deyip içmez ve bardağını döker.Karahisarlı Ahmet bir duble içip ikinci bardağı doldurmalarına izin vermeden"Heytt!"deyip bardağı arkasına doğru bahçeye fırlatmış.Karahisarlı Şükrü 2 duble içmiş ve başka içmeyeceğini söylemiş.Baki ağabey ise 3 duble içip içmeyi bırakmış ama bizim diğer ahbaplar içmeye devam etmişler ve sarhoş olmuşlar.Onları davet eden ev sahibi "Görüyorsunuz deli dediklerinizden birisi günah diye içmedi,diğerleri midelerinin götürebilecekleri kadar içtiler;maşallah siz hala götürmeye çalışıyorsunuz ama sarhoş oldunuz. Söyleyin bakalım hangi taraf deli?" demiş.
Şükrü'yü bilmeyenler için söyleyeyim, bildiğim kadarıyla pazarlarda bir şeyler satardı ve Efe Osman dayımın orada kalırdı;kızdırdıkları zaman kendi kendine söylenirdi.Şükrü'nün bir özelliği daha varmış.Pazara gece ikide üçte gidilirmiş ve gidilmeden önce çay içilirmiş,çay ocaktan iner inmez çayın piştiği içine doğmuş gibi kapının önüne gelirmiş,akşam yemeklerinde de aynıymış.
Tortor'un Yusuf akşama kadar ayağının ucuyla yollardaki taşları tekmelerdi ve kimseye zararı olmazdı.
Baki abinin leblebi imalathanesi vardı sonra dükkanını Sümerler'in olduğu yere taşıdı sonrasında da yurt dışına gidip geldi. Hatırladığım kadarıyla laciverte yakın bir pardesüsü vardı ve onu hiç çıkarmazdı.Saçları devamlı taranmış haldeydi ve çok temizdir,titizdi.Elinde bir çanta veya şemsiye vardı. Ona" Goldemoyer veya Aldokoro"derlerdi,bunun nedenin de yurtdışından geldiğinden, oradaki isimleri bilmesinden olduğunu sanıyorum.
Garisarlı Ahmet'i zaten biliyorsunuz.Bir gün Ahmet'e biri yemek verir ve karnını doyurmasını söyler."Bununla garnımı niye doyurayım bılla, ocakta pişen dolmadan gat gel de doyayım."der. Yemek veren kişi şaşırır çünkü yemeği Ahmet görmemiştir ama bilmiştir.
Nikfer'de de birisi varmış,zaman zaman pazarda sergileri dolaşıp eliyle mallara dokunurmuş,dokunduğu mallardan bazıları kırk yıldır satılmadığı halde o gün satılırmış.
Bunlar gibi güzel insanları barındıran ve bakan bölgemizden Allah razı olsun.Bunlar gibi dostlar gerçek dostlar,bunlara sahip çıkalım,göreceksiniz bereketiniz artacaktır.
Kaynak:Ahmet Uzunoğlu