Her sabah uyandığımızda pencereden dışarı bakıyoruz; gökyüzü aynı gökyüzü gibi, ağaçlar aynı ağaçlar gibi duruyor. Oysa doğa sessizce tükeniyor ve biz çoğu zaman fark etmiyoruz. Çünkü doğa ölürken bağırmaz, feryat etmez. Sadece yavaşça çekilir… Nehirlerin suyu azalır, toprağın bereketi kaçar, kuşların sesi seyrekleşir. Biz ise bunu “alışıyoruz” diye normalleştiriyoruz.
Bugün ülkemizin pek çok bölgesinde dereler kuruyor, ormanlar talan ediliyor, çöpler dağlara, ovalara, sahillere saçılıyor. Doğaya yapılan her müdahale aslında insanın kendi geleceğine vurduğu bir darbe. Ne yazık ki bunu en çok da çiftçi ve hayvancı hissediyor. Çünkü doğanın bozulması, önce toprağın, sonra hayvanın, en sonunda da insanın sağlığını etkiliyor.
Plastik kirliliği, kontrolsüz maden sahaları, bilinçsiz tarım ilaçları ve su kaynaklarının hoyratça kullanılması… Her biri dünyanın dengesini bozan bir çark. Bugün toprağa attığımız bir atık, yarın bizim soframıza zehir olarak geri dönüyor. İçtiğimiz suya, soluduğumuz havaya, yediğimiz ekmeğe bile karışıyor.
Ama asıl acı olan şu: bu kirlilik artık sadece çevre sorunu değil; gelecek nesillere bırakacağımız bir miras problemi.
Doğa aslında bize düşman değil; yıllardır cömertçe veren bir dost. Fakat bu dostluk tek taraflı yürümüyor. Ağaç kesilir, yenisi dikilmezse; toprak ekilir ama dinlendirilmezse; dere kirletilir, temizlenmezse doğa bir süre sonra küser. Küstüğü zaman da geri döndürmek yıllar alır. Bazı kayıplar ise ne yazık ki bir daha geri gelmez.
Bugün yapılması gereken şey çok basit ama çok değerli: Doğaya biraz saygı, biraz özen…
Çöpleri rastgele atmamak, suyu boşa akıtmamak, çiftlikten çıkan atıkları toprağa zarar vermeden değerlendirmek, tarım ilaçlarını bilinçli kullanmak… Küçük gibi görünen bu adımlar, aslında büyük bir dönüşümün başlangıcıdır.
Unutmayalım:
Toprağı kirletmek, geleceği kirletmektir.
Suyu tüketmek, nesilleri tüketmektir.
Doğayı yok etmek, aslında kendimizi yok etmektir.
Doğanın bize ihtiyacı yok…
Ama bizim doğaya, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUHAMMET KAHRAMAN
Doğa kirliliği
Her sabah uyandığımızda pencereden dışarı bakıyoruz; gökyüzü aynı gökyüzü gibi, ağaçlar aynı ağaçlar gibi duruyor. Oysa doğa sessizce tükeniyor ve biz çoğu zaman fark etmiyoruz. Çünkü doğa ölürken bağırmaz, feryat etmez. Sadece yavaşça çekilir… Nehirlerin suyu azalır, toprağın bereketi kaçar, kuşların sesi seyrekleşir. Biz ise bunu “alışıyoruz” diye normalleştiriyoruz.
Bugün ülkemizin pek çok bölgesinde dereler kuruyor, ormanlar talan ediliyor, çöpler dağlara, ovalara, sahillere saçılıyor. Doğaya yapılan her müdahale aslında insanın kendi geleceğine vurduğu bir darbe. Ne yazık ki bunu en çok da çiftçi ve hayvancı hissediyor. Çünkü doğanın bozulması, önce toprağın, sonra hayvanın, en sonunda da insanın sağlığını etkiliyor.
Plastik kirliliği, kontrolsüz maden sahaları, bilinçsiz tarım ilaçları ve su kaynaklarının hoyratça kullanılması… Her biri dünyanın dengesini bozan bir çark. Bugün toprağa attığımız bir atık, yarın bizim soframıza zehir olarak geri dönüyor. İçtiğimiz suya, soluduğumuz havaya, yediğimiz ekmeğe bile karışıyor.
Ama asıl acı olan şu: bu kirlilik artık sadece çevre sorunu değil; gelecek nesillere bırakacağımız bir miras problemi.
Doğa aslında bize düşman değil; yıllardır cömertçe veren bir dost. Fakat bu dostluk tek taraflı yürümüyor. Ağaç kesilir, yenisi dikilmezse; toprak ekilir ama dinlendirilmezse; dere kirletilir, temizlenmezse doğa bir süre sonra küser. Küstüğü zaman da geri döndürmek yıllar alır. Bazı kayıplar ise ne yazık ki bir daha geri gelmez.
Bugün yapılması gereken şey çok basit ama çok değerli: Doğaya biraz saygı, biraz özen…
Çöpleri rastgele atmamak, suyu boşa akıtmamak, çiftlikten çıkan atıkları toprağa zarar vermeden değerlendirmek, tarım ilaçlarını bilinçli kullanmak… Küçük gibi görünen bu adımlar, aslında büyük bir dönüşümün başlangıcıdır.
Unutmayalım:
Toprağı kirletmek, geleceği kirletmektir.
Suyu tüketmek, nesilleri tüketmektir.
Doğayı yok etmek, aslında kendimizi yok etmektir.
Doğanın bize ihtiyacı yok…
Ama bizim doğaya, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.