Eskiden "Ocakbaşı Sohbetleri" vardı. Evlerde tek oda olduğu için herkes o odada oturmak zorundaydı.Çok zengin olanların evinde belki de birden fazla oda vardı ama kış günleri sadece bir ocak yandığı için, başka odada ocak vb. yanmadığı için herkes o odada oturmak zorundaydı.Soba,ısıtıcı vb. biz görmedik ama belki de büyük şehirlerde vardı.Bizim eve sobanın girdiği gün ben, "Artık biz de zenginiz." diye havalara girip gururlanmaya başlamıştım.
Önce soba girdi evlere ve sohbetler azalmaya başladı;sobasını kuran oğlu-gelin odasını ayırdı,sohbetlerin konusu değişti,kalmadı.Sonraları ısıtıcılar,tüplü sobalar,kalorifer,kat kaloriferi vb. girince insanlar birbirlerinden kopmaya ve yalnız takılmaya başladılar.İnternet hayatımıza girince sohbetlerin köküne kıran girdi ve msn vb. değişmez dostlarımız arasına girdi;en sonunda tek eksiğimiz olan facebook'ta hayatımıza girince kelimeleri unutup "Hı,hee,hım"gibi kavramlarla anlaşılır olduk.
Gelelim ocakbaşı sohbetlerine;bu sohbetlerde önce günlük konular konuşulsa da bilmeceler sorulur,masallar ,efsaneler anlatılırdı. Bilmecelere cevap arayan gençlerin hayalleri yanan ateşin alevlerinde gezinir ve gecenin ilerleyen saatlerinde umuda dönüşürdü. Ocağın etrafında oluşturulan halka misafirliğe gelenlerle büyür giderdi.Ocakta mısır patlatılıp,kestane pişirilirdi; ertesi günü yapılacak yemeğin patatesleri veya patlıcanları közlenirdi. Bazen de ayva gömülür ve afiyetle yenirdi. İğde de sofrayı zenginleştiren yiyeceklerdendi.Ocağın bir köşesinde kararmış bir toprak bardak ve isli bir çaydanlık mutlaka bulunurdu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ninelerin,dedelerin homurtuları duyulmaya başlardı ama sohbetlerin tadı da zirve yapmış olurdu. Bu sohbetler arasında türkü de çığrılırdı hatta maniler de söylenirdi.Benim şahit olduğum sohbetlerde kimsenin dedikodusunun yapıldığını hatırlamıyorum.
Şimdi bu sohbetleri arıyoruz;sohbet falan kalmadı.Herkesin elinde bir telefon sanalda cirit atıyoruz;bazılarımızın gözü televizyondan ayrılmıyor. Kim kime gelmiş, kim kimi beğenmiş bunlarla uğraşıyoruz. Rahmetli Kemal SUNAL'ın filmleri arada kendimize gelmeye, gerçeklere dönmemize yardımcı oluyor ama daha sonra yine sanalda kaybolup gidiyoruz.
İnşaAllah, çok yakın zamanda kendimize dönüp değerlerimize, geleneklerimize sahip çıkarız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUHAMMET KAHRAMAN
OCAKBAŞI SOHBETLERİ
Eskiden "Ocakbaşı Sohbetleri" vardı. Evlerde tek oda olduğu için herkes o odada oturmak zorundaydı.Çok zengin olanların evinde belki de birden fazla oda vardı ama kış günleri sadece bir ocak yandığı için, başka odada ocak vb. yanmadığı için herkes o odada oturmak zorundaydı.Soba,ısıtıcı vb. biz görmedik ama belki de büyük şehirlerde vardı.Bizim eve sobanın girdiği gün ben, "Artık biz de zenginiz." diye havalara girip gururlanmaya başlamıştım.
Önce soba girdi evlere ve sohbetler azalmaya başladı;sobasını kuran oğlu-gelin odasını ayırdı,sohbetlerin konusu değişti,kalmadı.Sonraları ısıtıcılar,tüplü sobalar,kalorifer,kat kaloriferi vb. girince insanlar birbirlerinden kopmaya ve yalnız takılmaya başladılar.İnternet hayatımıza girince sohbetlerin köküne kıran girdi ve msn vb. değişmez dostlarımız arasına girdi;en sonunda tek eksiğimiz olan facebook'ta hayatımıza girince kelimeleri unutup "Hı,hee,hım"gibi kavramlarla anlaşılır olduk.
Gelelim ocakbaşı sohbetlerine;bu sohbetlerde önce günlük konular konuşulsa da bilmeceler sorulur,masallar ,efsaneler anlatılırdı. Bilmecelere cevap arayan gençlerin hayalleri yanan ateşin alevlerinde gezinir ve gecenin ilerleyen saatlerinde umuda dönüşürdü. Ocağın etrafında oluşturulan halka misafirliğe gelenlerle büyür giderdi.Ocakta mısır patlatılıp,kestane pişirilirdi; ertesi günü yapılacak yemeğin patatesleri veya patlıcanları közlenirdi. Bazen de ayva gömülür ve afiyetle yenirdi. İğde de sofrayı zenginleştiren yiyeceklerdendi.Ocağın bir köşesinde kararmış bir toprak bardak ve isli bir çaydanlık mutlaka bulunurdu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ninelerin,dedelerin homurtuları duyulmaya başlardı ama sohbetlerin tadı da zirve yapmış olurdu. Bu sohbetler arasında türkü de çığrılırdı hatta maniler de söylenirdi.Benim şahit olduğum sohbetlerde kimsenin dedikodusunun yapıldığını hatırlamıyorum.
Şimdi bu sohbetleri arıyoruz;sohbet falan kalmadı.Herkesin elinde bir telefon sanalda cirit atıyoruz;bazılarımızın gözü televizyondan ayrılmıyor. Kim kime gelmiş, kim kimi beğenmiş bunlarla uğraşıyoruz. Rahmetli Kemal SUNAL'ın filmleri arada kendimize gelmeye, gerçeklere dönmemize yardımcı oluyor ama daha sonra yine sanalda kaybolup gidiyoruz.
İnşaAllah, çok yakın zamanda kendimize dönüp değerlerimize, geleneklerimize sahip çıkarız.