O vakitlerde bayramlar ortak değerlerin yaşatıldığı, sosyal coşku ve sevinçlerin tavan yaptığı süreçlerdi. Bayramlarla örf ve adetler yaşatılır, küsler barışır, aile bağları güçlenirdi. Bayram alışverişleri, temizlikler arefe gününe kadar tamamlanır, ilçenin her yerinde tatlı bir telaş ve heyecan uyanırdı.
Bayram öncesi terziler, şekerciler sabaha kadar çalışırlardı. O yıllarda Tavas’ın en önemli geçim kaynağı kunduracılık ve terzilikti. Kundura dükkanlarının önünde kalıba yerleştirilmiş ayakkabıların altlarına küçük çiviler çakılı vaziyette kurumaya bırakılırdı.
Evler günler öncesinden temizlenmeye başlardı. Ev gezmelerine ara verilir, bütün enerji bayrama harcanırdı. Dedem “Gelen Allah’ın bayramı, cingen düğünü değil,” diyerek işin ciddiyetini sezdirirdi.
Arefe günü kabir ziyaretleriyle bayram kutlaması başlardı. O gün evin erkekleri, önceden hazırlanan mersinleri alır, akrabaların kabirleri başında Kuran okuyarak, ölmüşlerimizi sevindirirlerdi. Dedem her bayram ağabeylerime, ölünce gömüleceği yeri gösterirdi. Öyle ya, ecelin ne zaman, nerede geleceğini kimse bilemezdi. Nitekim rahmetli dedem, bir kurban bayramı arefesinde sabaha karşı Hakka yürümüştü. Her bayram torunlarıyla ziyarete gittiği kabristana, bu sefer ebedi olarak intikal etmişti.
Arefe günü sabah çeşmelerden ebizemzem (zemzem suyu) aktığına inanırdı nenem. O gün sabah testilere su doldurur, bu sudan içenlere şifa olacağına inanırdı.
Bayramlıklar
Büyüklerimiz “Çocuklar yemekten büyümez, giymekten büyür.” Sözüyle mümkün mertebe onları güzel giydirmeye gayret gösterirlerdi. Çocuğuna bayramlık alamayan ebeveynler pek mahzun olurlardı. Ramazan ayı aynı zamanda zenginlerin zekât dağıttıkları ay olarak bilinirdi. Fakir çocuklara bayramlık alınarak, sevindirilirdi. Bayramlıklarını, bir dahaki Ramazan Bayramı’na kadar yaz kış çok fark etmeksizin giyerlerdi. Çünkü kat kat kıyafetleri, elbise dolu gardıropları olmazdı. Elbiseler, çamaşırlar, yüklüğün içindeki bohçalara konulurdu. Henüz moda, marka, model, renk uyumu, trend gibi kavramlardan haberdar değillerdi.
Kızlara bayramlık hazırlamak bugünkü gibi daha zevkliydi. Mahalle terzilerine kısa, pileli etekler, fırfırlı basma, diyolen elbiseler, karpuz kollu bluzlar diktirilirdi. Konfeksiyondan satın alma alışkanlığı pek yoktu. Bayram önü terzilerin feleği şaşar, işleri yetiştirene kadar canları çıkardı. Yumurta kapıya dayanınca harekete geçen anneler terzilere yalvar yakar olurlardı. Dize kadar ponponlu çoraplar, altına rugan ayakkabılar alınırdı.
Erkek çocuklarına kumaş takım elbise, İspanyol paça pantolonlar, demir tokalı kemerler, kocaman yakalı gömlekler, kundura ayakkabılar alınırdı. Mevsim kış ise anneler elleriyle kazaklar, hırkalar örerlerdi. Saçlar da model olmaz, berberde üç numaraya tutturulurdu. Delikanlı olunca favoriler uzamaya başlar, babalar bu duruma sert tepkiler gösterebilirlerdi.
Biz kardeşlerimle günler öncesinden geri sayıma başlardık. Bayramlıklar giyilecek, el öpme paraları birikecek, bayram yerinde gezilip paralar harcanacaktık. Bizim için bundan güzel ne olabilirdi. Arİfe gecesi başucumuzda bayramlıklarımız, ufkumuzda binbir renkle uykuya dalardık.
Bayram Geldi, Hoş Geldi, Evlere Şenlik Geldi
Ramazan bayramlarında dedem, babam ve ağabeylerimin bayram namazından dönüşüyle seremoni başlardı. Önce aile içi bayramlaşılır, akabinde misafirler akın ederdi.
Sülalede yaşça en büyük dedemgil olduğundan, herkes bize gelirdi. Gelenlere şeker, çay, kıtırak halve, ezme, baklava ikram edilir, çocuklar küçük harçlıklarla sevindirilirdi. Kız kardeşim Dürdane’yle sık sık bir kenarda paralarımızı sayar, tekrar çıtçıtlı cüzdanlarımıza koyardık. Sonra da Hükümet Caddesi’ne kurulan bayram yerine gider para “harcanırdık”. Akşama kadar birkaç kez bayram yerine gider; pamuk şeker, dondurma, macun, kışın şalep alırdık.
Seyyar tezgahlarda; kol bağları (bilezik), zülüf baskı (toka), gerdanlıklar, yüzükler, oyuncaklar, karton maskeler, plastik mutfak eşyaları satılırdı. En eğlenceli alışveriş gader çekmeydi. Kaderimize hangi oyuncağın çıkacağını heyecanla bekler, istediğimiz şey çıkmamışsa şansımıza küser, geri dönerdik.
Bayramlara mahsus, mantar tabancası alır; bende ağabeylerimle tabanca patlatırdım. Çıtır pıtıra taşla vurunca, çat pat sesiyle birlikte ateş çıkar, ortalık yanık barut kokardı.
Bir de Kızılay Sinema’mız vardı bizim. Çoluk çocuk herkes bir lira karşılığı film izlemeye girerdik. Giriş çıkış her zaman izdiham. Bilet olmazdı, hangi sandalyeyi kaparsak, oraya otururduk. Tarkan, Karaoğlan, Keloğlan gibi Türk filmlerini çok büyük zevkle izlerdik.
Perdenin sağ tarafında, yıllarca hiç değişmeyen sararmış film afişleri vardı. Hülya Koçyiğitler, Ediz Hunlar, Cüneyt Arkınlar, Türkan Şoraylar bu afişlerde baygın gözleriyle mütemadiyen mutlu mesut, arzı endam ederlerdi.
Bayramların son günü diğer günlere göre farklı formatlarda yaşanırdı. Zira o gün evlenme çağına gelmiş genç kız ve erkekler için evliliğe atılan ilk adım olabilirdi. Bayram yerindeki caminin önüne kızlar dörtlü beşli gruplar halinde dizilirlerdi. Karşı tarafta delikanlılar kızlara bakarlar, beğendikleri kıza, kız kardeşleri vasıtasıyla, tarak, mendil gibi küçük hediyeler gönderirlerdi. Bu belliliğin gönderilmesinin anlamı, kızın kim tarafından seçildiğinin ortaya çıkması demekti. Bayram sonunda beğendikleri kızın evine görücü gönderilerdi. Sosyal medya hatta telefonun bile olmadığı, kızların evden çıkamadığı o vakitlerde tanışma, görüşme şekli böyleydi.
Nenelerin testilere doldurduğu “ebizemzem” suyu gibi şifa dolu, dedelerin kabir başında okuduğu dualar gibi vefalı, çocukların yeni pabuçlarla bayram yerine koşturduğu heyecan gibi masum günlerdi onlar. Şimdi ekranlar parlıyor, mesajlar uçuşuyor ama bayram sofraları küçüldü, kalabalıklar dağıldı, telaşlar başka telaşlara yenildi. Hatırlatmak, o eski tadı yeni nesillere aktarmaktı muradımız. O eski sıcaklıkla, o eski samimiyetiyle nice bayramlara…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÜMMÜHAN MUSAN
Bayram Hazırlıkları
DAVAZ’DA BAYRAM GÜNLERİ
Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?
( A. KARAKOÇ)
O vakitlerde bayramlar ortak değerlerin yaşatıldığı, sosyal coşku ve sevinçlerin tavan yaptığı süreçlerdi. Bayramlarla örf ve adetler yaşatılır, küsler barışır, aile bağları güçlenirdi. Bayram alışverişleri, temizlikler arefe gününe kadar tamamlanır, ilçenin her yerinde tatlı bir telaş ve heyecan uyanırdı.
Bayram öncesi terziler, şekerciler sabaha kadar çalışırlardı. O yıllarda Tavas’ın en önemli geçim kaynağı kunduracılık ve terzilikti. Kundura dükkanlarının önünde kalıba yerleştirilmiş ayakkabıların altlarına küçük çiviler çakılı vaziyette kurumaya bırakılırdı.
Evler günler öncesinden temizlenmeye başlardı. Ev gezmelerine ara verilir, bütün enerji bayrama harcanırdı. Dedem “Gelen Allah’ın bayramı, cingen düğünü değil,” diyerek işin ciddiyetini sezdirirdi.
Arefe günü kabir ziyaretleriyle bayram kutlaması başlardı. O gün evin erkekleri, önceden hazırlanan mersinleri alır, akrabaların kabirleri başında Kuran okuyarak, ölmüşlerimizi sevindirirlerdi. Dedem her bayram ağabeylerime, ölünce gömüleceği yeri gösterirdi. Öyle ya, ecelin ne zaman, nerede geleceğini kimse bilemezdi. Nitekim rahmetli dedem, bir kurban bayramı arefesinde sabaha karşı Hakka yürümüştü. Her bayram torunlarıyla ziyarete gittiği kabristana, bu sefer ebedi olarak intikal etmişti.
Arefe günü sabah çeşmelerden ebizemzem (zemzem suyu) aktığına inanırdı nenem. O gün sabah testilere su doldurur, bu sudan içenlere şifa olacağına inanırdı.
Bayramlıklar
Büyüklerimiz “Çocuklar yemekten büyümez, giymekten büyür.” Sözüyle mümkün mertebe onları güzel giydirmeye gayret gösterirlerdi. Çocuğuna bayramlık alamayan ebeveynler pek mahzun olurlardı. Ramazan ayı aynı zamanda zenginlerin zekât dağıttıkları ay olarak bilinirdi. Fakir çocuklara bayramlık alınarak, sevindirilirdi. Bayramlıklarını, bir dahaki Ramazan Bayramı’na kadar yaz kış çok fark etmeksizin giyerlerdi. Çünkü kat kat kıyafetleri, elbise dolu gardıropları olmazdı. Elbiseler, çamaşırlar, yüklüğün içindeki bohçalara konulurdu. Henüz moda, marka, model, renk uyumu, trend gibi kavramlardan haberdar değillerdi.
Kızlara bayramlık hazırlamak bugünkü gibi daha zevkliydi. Mahalle terzilerine kısa, pileli etekler, fırfırlı basma, diyolen elbiseler, karpuz kollu bluzlar diktirilirdi. Konfeksiyondan satın alma alışkanlığı pek yoktu. Bayram önü terzilerin feleği şaşar, işleri yetiştirene kadar canları çıkardı. Yumurta kapıya dayanınca harekete geçen anneler terzilere yalvar yakar olurlardı. Dize kadar ponponlu çoraplar, altına rugan ayakkabılar alınırdı.
Erkek çocuklarına kumaş takım elbise, İspanyol paça pantolonlar, demir tokalı kemerler, kocaman yakalı gömlekler, kundura ayakkabılar alınırdı. Mevsim kış ise anneler elleriyle kazaklar, hırkalar örerlerdi. Saçlar da model olmaz, berberde üç numaraya tutturulurdu. Delikanlı olunca favoriler uzamaya başlar, babalar bu duruma sert tepkiler gösterebilirlerdi.
Biz kardeşlerimle günler öncesinden geri sayıma başlardık. Bayramlıklar giyilecek, el öpme paraları birikecek, bayram yerinde gezilip paralar harcanacaktık. Bizim için bundan güzel ne olabilirdi. Arİfe gecesi başucumuzda bayramlıklarımız, ufkumuzda binbir renkle uykuya dalardık.
Bayram Geldi, Hoş Geldi, Evlere Şenlik Geldi
Ramazan bayramlarında dedem, babam ve ağabeylerimin bayram namazından dönüşüyle seremoni başlardı. Önce aile içi bayramlaşılır, akabinde misafirler akın ederdi.
Sülalede yaşça en büyük dedemgil olduğundan, herkes bize gelirdi. Gelenlere şeker, çay, kıtırak halve, ezme, baklava ikram edilir, çocuklar küçük harçlıklarla sevindirilirdi. Kız kardeşim Dürdane’yle sık sık bir kenarda paralarımızı sayar, tekrar çıtçıtlı cüzdanlarımıza koyardık. Sonra da Hükümet Caddesi’ne kurulan bayram yerine gider para “harcanırdık”. Akşama kadar birkaç kez bayram yerine gider; pamuk şeker, dondurma, macun, kışın şalep alırdık.
Seyyar tezgahlarda; kol bağları (bilezik), zülüf baskı (toka), gerdanlıklar, yüzükler, oyuncaklar, karton maskeler, plastik mutfak eşyaları satılırdı. En eğlenceli alışveriş gader çekmeydi. Kaderimize hangi oyuncağın çıkacağını heyecanla bekler, istediğimiz şey çıkmamışsa şansımıza küser, geri dönerdik.
Bayramlara mahsus, mantar tabancası alır; bende ağabeylerimle tabanca patlatırdım. Çıtır pıtıra taşla vurunca, çat pat sesiyle birlikte ateş çıkar, ortalık yanık barut kokardı.
Bir de Kızılay Sinema’mız vardı bizim. Çoluk çocuk herkes bir lira karşılığı film izlemeye girerdik. Giriş çıkış her zaman izdiham. Bilet olmazdı, hangi sandalyeyi kaparsak, oraya otururduk. Tarkan, Karaoğlan, Keloğlan gibi Türk filmlerini çok büyük zevkle izlerdik.
Perdenin sağ tarafında, yıllarca hiç değişmeyen sararmış film afişleri vardı. Hülya Koçyiğitler, Ediz Hunlar, Cüneyt Arkınlar, Türkan Şoraylar bu afişlerde baygın gözleriyle mütemadiyen mutlu mesut, arzı endam ederlerdi.
Bayramların son günü diğer günlere göre farklı formatlarda yaşanırdı. Zira o gün evlenme çağına gelmiş genç kız ve erkekler için evliliğe atılan ilk adım olabilirdi. Bayram yerindeki caminin önüne kızlar dörtlü beşli gruplar halinde dizilirlerdi. Karşı tarafta delikanlılar kızlara bakarlar, beğendikleri kıza, kız kardeşleri vasıtasıyla, tarak, mendil gibi küçük hediyeler gönderirlerdi. Bu belliliğin gönderilmesinin anlamı, kızın kim tarafından seçildiğinin ortaya çıkması demekti. Bayram sonunda beğendikleri kızın evine görücü gönderilerdi. Sosyal medya hatta telefonun bile olmadığı, kızların evden çıkamadığı o vakitlerde tanışma, görüşme şekli böyleydi.
Nenelerin testilere doldurduğu “ebizemzem” suyu gibi şifa dolu, dedelerin kabir başında okuduğu dualar gibi vefalı, çocukların yeni pabuçlarla bayram yerine koşturduğu heyecan gibi masum günlerdi onlar. Şimdi ekranlar parlıyor, mesajlar uçuşuyor ama bayram sofraları küçüldü, kalabalıklar dağıldı, telaşlar başka telaşlara yenildi. Hatırlatmak, o eski tadı yeni nesillere aktarmaktı muradımız. O eski sıcaklıkla, o eski samimiyetiyle nice bayramlara…