Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

BİR ZAMANLAR DAVAZ BAĞLARINDA RAMAZAN 1

Yazının Giriş Tarihi: 11.03.2026 11:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.03.2026 11:55

Yetmişli yıllarda Tavas merkezde yazın pek insan kalmaz halk bağa göçerdi. Yaz tatili boyunca dedemin bağ evinde kalırdık. Ramazan ayı daha bir güzel yaşanırdı bağda. O mübarek ay gelmeden nenem ve annem fellik fellik temizlik yapardı. Evler de oruç tutacakmış gibi bir hazırlık içine girerdi. Çullar silkelenir, yorgan döşek yüzleri yıkanır, ocaklar cıllanırdı.

Dedem at arabası tutarak taş değirmende buğday öğüttürür gelirdi. Anneler, teyzeler, komşu kadınlar bir araya gelir, teknelerde hamurlar yoğurulur, saçlar kurulurdu. Katar katar yufka ekmekleri yığılır, bakarneler(erişte) kesilirdi. Ramazan boyu sahurda, garacotlu kelpeynirli bakarne, yanında pekmezli hoşaf veya tahin yenirdi. Susuzluğa iyi gelir kanaatiyle tahin sadece ramazanda tüketilirdi.

Geceden neneme “ Bizi safıra kaldırın haa” diye tenbihlerdik. Nenem bizi oruca alıştırmak için “Kızanlar te’ne orucu dutaa nenem” derdi. Sahurdan öğleye kadar dayanırdık. Ahşap ekmek teknesinden adını alan bu oruç, bizim için büyük bir zaferdi. On yaşından itibaren yavaştan tam oruç tutmaya başlardık. Uzun yaz günlerinde cırcır böceklerinin tırmalayıcı senfonileri arasında akşam olmak bilmez, güneş tepede asılı kalırdı sanki. Ama biz dayanırdık. Babam akşamüstü yanımıza gelir, gülerek “Orucunuzu parayla aldım” derdi. O para, bizim küçük zaferimizin bedeliydi ve çok kıymetliydi.

Ağabeylerim akşama kadar dağ bayır oynarlardı. Bodikler Mescidi’nin bahçesindeki çıtlık ağacına asılı teneke minare, rüzgârda hafifçe sallanırdı. Bizimkiler bazen muziplik olsun diye vakitsiz ezan okur, dedeler vakit girdi sanıp, sıvanmış kollarıyla, mescide koşarlardı. Dedeler kızmazdı; gülümseyerek “Ah gızanlar ah, ocağı bucağı tütesiceler!” der, evlerine dönerlerdi. O hoşgörü, o tatlı yaramazlık, bugünün çocuklarına anlatılsa inanmazlar belki.

İftar zamanı top atışı yoktu bizim oralarda. Onun yerine “canavar düdüğü” dediğimiz siren çalardı. Düdük çalmadan sofralar kurulur, tarna aşı, tahin helvası, kese yoğurdu, yufka ekmeği... Allah ne verdiyse, hepsi hazır beklerdi. Sofraya erken oturup ezan beklemek, nefis terbiyesinden midir bilinmez sevap sayılırdı. Nenemgil iftar etmeye “oruç sıymak” derdi. Bizim bildiğimiz ceviz fındık sıyılırdı. Bu kavramı pek anlayamasak da, biz de orucumuzu gururla sıyardık.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.