Tavas’ta nikah işlemlerine başvurmaya “İzinleme” denirdi. Nikah hazırlıkları tamamlanınca, düğünden evvelki son pazar günü, belediyede resmi nikah kıyılırdı. Nikahtan sonra oğlan tarafından sadece kadınların iştirak ettiği “Minder altı” adı verilen tören yapılırdı. Bu törenin esas gayesi, ev eşyalarının tümünü yüklenen kız evine maddi destek sağlamaktı.
Gelin kız o gün, henteri geyer, salona kayınvalidesinin yere serdiği kumaşın üzerinden yürüyerek girerdi. Gelin, kayınvalideden başlayarak, gelen misafirlerin ellerini öper ve herkesin görebileceği bir yere dikelirdi. Görümce takılan para ve altınların mahiyetini ve sahibini, esprili bir şekilde ilan ederdi. “Gayınnadan bi bilezik, eltisinden bir sura’lı altın( Cumhuriyet altını) , Fatmana Dezeden ceride gibi yüz liree, gocanamdan güccük sura’lı altın, Erebiş Bılladan bir urbiyee…….” gibi.
Takı tantanası bitince, gelinin başından, fındık, fıstık, kaba şeker, bozuk para saçılırdı. Misafirlerin, fındık fıstık kabuklarını minderlerin altına tıkıştırmaları adettendi. Burada takılan paralar kız evine kalır, altınlar gelinle birlikte oğlan evine giderdi.
Kesim Görmek, Dürü Hazırlamak
Düğün alışverişine çıkmaya, kesim görmek veya pırtı görmek denirdi. Kesim görmeye kız ve oğlan tarafından kalabalık bir grupla gidilir, iki tarafta birbirini kırmamak için azami gayret gösterir, sessizce “ la havle” ler çekilirdi. Buna rağmen mıttırımızak çıkıp, dırıltı neticesinde, yüzüklerin fırlatıldığı da olurdu maalesef. (Alın yüzsüğünüze, verin yüzsüğümüze, bu iş burda galsın aman desen, gibi.)
Kesime çağrılmayan akrabalar gücenirler , tamahlarının karınlarında kalmasından yakınırlardı. Alışverişe, o gücenmesin , bu gücenmesin diyerek, fazla kalabalık gelinmişse; “Oğul uşak, bit yavşak, ne varsa toplanmış gelmişler,” diyerek homurdanılırdı.
Gelin kıza, gelinlik,beyaz örgü şal, gecelik, sabahlık, nikah için döpyes, manto, eşarp, dantelli iç çamaşırları, kombinezonlar, makyaj takımı, ak babuç, topuklu terlik, çanta alınırdı.
Damada, yelekli takım elbise, gömlek , kravat, biri kalın çizgili diğeri uçuk mavi olmak şartıyla iki pijama takımı, tıraş takımı, kolonya, iç çamaşır takımları, (yaz kış farketmesizin) pardösü, ayakkabı, terlik alınırdı. Halkın “şarlamşop“ dediği robdöşambr mutlaka alınır, baş köşeye asılırdı. Türk filmlerinde zengin erkeklerin giydiği bu sabahlık, olmazsa olmazdı. Ne işe yaradığını hala anlayamadığım bu kıyafeti hangi damat, kaç defa giymiştir bilemem.
Gelin ve damadın yakınlarına, elbiselik kumaşlar, gömlekler, el havlusu, don, atlet, dikolta gibi iç çamaşırları, işlentili bürgüler, oyalı çemberler hazırlanır, süslü bohçalara konulurdu. Bu bohçalama işlemine dürü hazırlamak denirdi. “Hepsini anladıkta, bu don-göğnek muhabbetinin hikmeti ne ola?” Bu soruyu anneciğime alaycı bir tavırla yönelttiğimde aldığım cevap şuydu: “Dürülere, don koyun donansınlar , göğnek koyun gönensinler”
Kadınlar akın akın, düğün evlerine dürü bakmaya gelirlerdi. Bir becerikli organizatör kadın, defalarca bu eşyaları, sahiplerini açıklayarak gösterir, sonra üşenmez tekrar dürer , bohçalara yerleştirirdi. Dürüp dürüp, bir daha, bir daha konulduğundan mıdır bilinmez bu bohçalara dürü denirdi. Kaynanalar, kaynatalar, eltiler, görümceler, kayınbiraderler, baldızlar hatta elçi, aşçı ve bulaşıkçıya varana kadar pek çok kişi, dürü işinden nasiplenirdi.
Gelin ve damada alınan eşyalar , bohçalar önce evin bir köşesinde asılan iplerde sergilenir sonra törenle sahiplerine teslim edilirdi.
Oğlan evi , kız evine bohçanın yanı sıra büyük sinilere dökülmüş cevizli ezme tatlısı ve kuruyemiş götürmeyi ihmal etmezdi. Kız evi kesim getirenlere , havlu yağlık , dikoltalık kumaş gibi hediyeler takdim ederlerdi. Ne de olsa “hediye” kelimesi , “hidayet” kökünden gelirdi. Beşerî münasebetleri geliştirmek, kalpleri yumuşatmak için hediyeleşmek sünnettendi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÜMMÜHAN MUSAN
BİR ZAMANLAR DAVAZ DÜĞÜNLERİ 2
Minder Altı
Tavas’ta nikah işlemlerine başvurmaya “İzinleme” denirdi. Nikah hazırlıkları tamamlanınca, düğünden evvelki son pazar günü, belediyede resmi nikah kıyılırdı. Nikahtan sonra oğlan tarafından sadece kadınların iştirak ettiği “Minder altı” adı verilen tören yapılırdı. Bu törenin esas gayesi, ev eşyalarının tümünü yüklenen kız evine maddi destek sağlamaktı.
Gelin kız o gün, henteri geyer, salona kayınvalidesinin yere serdiği kumaşın üzerinden yürüyerek girerdi. Gelin, kayınvalideden başlayarak, gelen misafirlerin ellerini öper ve herkesin görebileceği bir yere dikelirdi. Görümce takılan para ve altınların mahiyetini ve sahibini, esprili bir şekilde ilan ederdi. “Gayınnadan bi bilezik, eltisinden bir sura’lı altın( Cumhuriyet altını) , Fatmana Dezeden ceride gibi yüz liree, gocanamdan güccük sura’lı altın, Erebiş Bılladan bir urbiyee…….” gibi.
Takı tantanası bitince, gelinin başından, fındık, fıstık, kaba şeker, bozuk para saçılırdı. Misafirlerin, fındık fıstık kabuklarını minderlerin altına tıkıştırmaları adettendi. Burada takılan paralar kız evine kalır, altınlar gelinle birlikte oğlan evine giderdi.
Kesim Görmek, Dürü Hazırlamak
Düğün alışverişine çıkmaya, kesim görmek veya pırtı görmek denirdi. Kesim görmeye kız ve oğlan tarafından kalabalık bir grupla gidilir, iki tarafta birbirini kırmamak için azami gayret gösterir, sessizce “ la havle” ler çekilirdi. Buna rağmen mıttırımızak çıkıp, dırıltı neticesinde, yüzüklerin fırlatıldığı da olurdu maalesef. (Alın yüzsüğünüze, verin yüzsüğümüze, bu iş burda galsın aman desen, gibi.)
Kesime çağrılmayan akrabalar gücenirler , tamahlarının karınlarında kalmasından yakınırlardı. Alışverişe, o gücenmesin , bu gücenmesin diyerek, fazla kalabalık gelinmişse; “Oğul uşak, bit yavşak, ne varsa toplanmış gelmişler,” diyerek homurdanılırdı.
Gelin kıza, gelinlik,beyaz örgü şal, gecelik, sabahlık, nikah için döpyes, manto, eşarp, dantelli iç çamaşırları, kombinezonlar, makyaj takımı, ak babuç, topuklu terlik, çanta alınırdı.
Damada, yelekli takım elbise, gömlek , kravat, biri kalın çizgili diğeri uçuk mavi olmak şartıyla iki pijama takımı, tıraş takımı, kolonya, iç çamaşır takımları, (yaz kış farketmesizin) pardösü, ayakkabı, terlik alınırdı. Halkın “şarlamşop“ dediği robdöşambr mutlaka alınır, baş köşeye asılırdı. Türk filmlerinde zengin erkeklerin giydiği bu sabahlık, olmazsa olmazdı. Ne işe yaradığını hala anlayamadığım bu kıyafeti hangi damat, kaç defa giymiştir bilemem.
Gelin ve damadın yakınlarına, elbiselik kumaşlar, gömlekler, el havlusu, don, atlet, dikolta gibi iç çamaşırları, işlentili bürgüler, oyalı çemberler hazırlanır, süslü bohçalara konulurdu. Bu bohçalama işlemine dürü hazırlamak denirdi. “Hepsini anladıkta, bu don-göğnek muhabbetinin hikmeti ne ola?” Bu soruyu anneciğime alaycı bir tavırla yönelttiğimde aldığım cevap şuydu: “Dürülere, don koyun donansınlar , göğnek koyun gönensinler”
Kadınlar akın akın, düğün evlerine dürü bakmaya gelirlerdi. Bir becerikli organizatör kadın, defalarca bu eşyaları, sahiplerini açıklayarak gösterir, sonra üşenmez tekrar dürer , bohçalara yerleştirirdi. Dürüp dürüp, bir daha, bir daha konulduğundan mıdır bilinmez bu bohçalara dürü denirdi. Kaynanalar, kaynatalar, eltiler, görümceler, kayınbiraderler, baldızlar hatta elçi, aşçı ve bulaşıkçıya varana kadar pek çok kişi, dürü işinden nasiplenirdi.
Gelin ve damada alınan eşyalar , bohçalar önce evin bir köşesinde asılan iplerde sergilenir sonra törenle sahiplerine teslim edilirdi.
Oğlan evi , kız evine bohçanın yanı sıra büyük sinilere dökülmüş cevizli ezme tatlısı ve kuruyemiş götürmeyi ihmal etmezdi. Kız evi kesim getirenlere , havlu yağlık , dikoltalık kumaş gibi hediyeler takdim ederlerdi. Ne de olsa “hediye” kelimesi , “hidayet” kökünden gelirdi. Beşerî münasebetleri geliştirmek, kalpleri yumuşatmak için hediyeleşmek sünnettendi.