1970’li yılların Tavas’ında, Gerizönü Cami’nin yanındaki yokuşta nenemin evi yükselirdi. Mahallede insanlar ad-soyadla değil, lakaplarıyla anılırdı: Yalınızbağlılar, Yusuf Hocalar, Hancılar, Berberler, Sülekler, Sağırlar, Takıraklar… Bizim sülaleye ise “Macarlar” derlerdi.
Ev, klasik bir Anadolu eviydi: Altta iki oda, üstte iki oda. Hayatların önü açık, tuvalet ve mutfak dışarıda. Üst kattaki hayatın ucunda “çıkartma” denilen bir oturma yeri vardı. Orada misafirlerle ne sohbetler sökülürdü; önde Cihan Dağı, arkada pazar yeri manzarası… Pazar tarafında terzi ve kundura dükkânları, biraz yukarıda Lambaaltı denilen kapalı çarşı.
Her odada karşıda bir ocak, üstünde çarpı denen işlemeli kanaviçe örtü… Kapı arkasında gusülhane, onun devamında yüklük. Tavan boyunca oymalı ahşap raflar –bizim dilde “goraf”– evin vitrini sayılırdı. Kullanılmayan tabak çanak, ayvalar orada sergilenir, ayvalar aynı zamanda oda parfümü vazifesi görürdü. Hayata açılan küçük pencerelerde ucu dantelli beyaz perdeler; tül perde henüz bu eve uğramamıştı. Evde bir iskemle dışında mobilya yoktu. Yerlerde kıl çullar, kilimler; kenarlarda bucak minderleri, hasır yastıklar… Kıl çullar oturunca ayaklarımızı kaşındırırdı ama şikâyet etmezdik.
Bahçede “abdastlık” denilen el yıkama yeri, yanında kırkbudak saksısı… Abdestten sonra “İnne enzelnâ” okunur, eller kokulandırılırdı.Buzdolabı mı? Televizyon mu? Hiçbiri yoktu. Mutfakta üçlü ocakla pilli radyo müstesna. Geç pişen yemekler odun ateşinde, çamaşırlar kazanlarda kaynatılan sularla elde yıkanırdı. Telefon mahalleye bile gelmemişti. Ama bu teknik imkânsızlıklar bizi hiç mahzun etmezdi. Aksine o evde engin bir huzur, derin bir sükûn ve saf bir saadet hüküm sürerdi.
DEVAMI GELECEK SAYIDA…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÜMMÜHAN MUSAN
TAVAS’IN ESKİ EVLERİ ve DUDU NENEM (1)
Ofis’ten girdim yayan
Gerizönü ‘nde dinlendim hemen
Hükümet Caddesi, Makbere, Ören
Ne şirin memleketim Tavas hey!
1970’li yılların Tavas’ında, Gerizönü Cami’nin yanındaki yokuşta nenemin evi yükselirdi. Mahallede insanlar ad-soyadla değil, lakaplarıyla anılırdı: Yalınızbağlılar, Yusuf Hocalar, Hancılar, Berberler, Sülekler, Sağırlar, Takıraklar… Bizim sülaleye ise “Macarlar” derlerdi.
Ev, klasik bir Anadolu eviydi: Altta iki oda, üstte iki oda. Hayatların önü açık, tuvalet ve mutfak dışarıda. Üst kattaki hayatın ucunda “çıkartma” denilen bir oturma yeri vardı. Orada misafirlerle ne sohbetler sökülürdü; önde Cihan Dağı, arkada pazar yeri manzarası… Pazar tarafında terzi ve kundura dükkânları, biraz yukarıda Lambaaltı denilen kapalı çarşı.
Her odada karşıda bir ocak, üstünde çarpı denen işlemeli kanaviçe örtü… Kapı arkasında gusülhane, onun devamında yüklük. Tavan boyunca oymalı ahşap raflar –bizim dilde “goraf”– evin vitrini sayılırdı. Kullanılmayan tabak çanak, ayvalar orada sergilenir, ayvalar aynı zamanda oda parfümü vazifesi görürdü. Hayata açılan küçük pencerelerde ucu dantelli beyaz perdeler; tül perde henüz bu eve uğramamıştı. Evde bir iskemle dışında mobilya yoktu. Yerlerde kıl çullar, kilimler; kenarlarda bucak minderleri, hasır yastıklar… Kıl çullar oturunca ayaklarımızı kaşındırırdı ama şikâyet etmezdik.
Bahçede “abdastlık” denilen el yıkama yeri, yanında kırkbudak saksısı… Abdestten sonra “İnne enzelnâ” okunur, eller kokulandırılırdı.Buzdolabı mı? Televizyon mu? Hiçbiri yoktu. Mutfakta üçlü ocakla pilli radyo müstesna. Geç pişen yemekler odun ateşinde, çamaşırlar kazanlarda kaynatılan sularla elde yıkanırdı. Telefon mahalleye bile gelmemişti. Ama bu teknik imkânsızlıklar bizi hiç mahzun etmezdi. Aksine o evde engin bir huzur, derin bir sükûn ve saf bir saadet hüküm sürerdi.
DEVAMI GELECEK SAYIDA…