“Engelli Evladın Annesi Olmak”
Merhaba gönlü güzel dostlar,
Engelli çocuğa sahip annelerin duygularını anlatmak kolay değil.
Hiçbir kelime, hiçbir cümle yaşadıklarımızı tam olarak ifade edemez ama yine de anlatmaya çalışıyoruz…
“Anneler neden mi güçlüdür?
Çünkü onları her şartta ayakta tutan evlatları vardır.”
Evlatlarımız daha karnımızdayken hayaller kurarız.
Onlar büyüdükçe hayallerimiz de büyür.
Ama engelli çocuğa sahip annelerin hayalleri zamanla değişir.
Çünkü biz geleceği planlayamayız; anı yaşarız.
Ve o anın içinde yeni hayaller kurarız.
Bizim engelli evlatlarımız büyümez.
Tek başına banyo yapamaz,
traş olamaz,
saçını tarayamaz.
Yıllar geçer ama evde baktığımız yine bebeklerimizdir onlar.
Onlarla birlikte biz de bir başka ağlar,
bir başka güler,
bir başka yürür,
bir başka bakarız hayata.
Onların mavi güneşlerini, kırmızı denizlerini,
bazen de tek renk gökkuşaklarını severiz.
Aslında “engelli” kelimesinin ne anlama geldiğini çok bilmeyiz;
ama engelli annesi olmayı öğreniriz.
İşte bu yüzden, engelli bireyin yaşı kaç olursa olsun,
biz tüm engellilerin annesiyiz.
Biz ne yaşlanmak isteriz
ne de onlardan önce ölmek…
Biz birlikte ölmeyi yeğleriz.
Bu yüzden tek amacımız;
her zaman sağlıklı ve güçlü kalabilmektir.
Yanımızda sürekli engelli evladımız olduğu için
yalnız yürümeyi,
yalnız gezmeye gitmeyi bilmeyiz.
Yalnız kalmayı unutmuşuz biz.
Çünkü etle tırnak, tek beden gibi yaşıyoruz hayatı.
Bana
“Senden alıp oğluna vereceklerini say”
deseler…
İşte söylüyorum, verin hediyemi oğluma;
Ayaklarımı alın, verin oğluma.
Yürüsün, zıplasın, koşsun…
Hiç durmadan koşsun.
Sakın yorulma ayaklarım, sakın…
Bugün çok önemli bir görevin...
Götür oğlumu istediği her yere;
çayırlara, dağlara, engin denizlere…
Dilimi, sesimi alın verin oğluma.
Sakın susma dilim, sakın…
Çünkü çok önemli bir görevin ...
Ne istediğini, ne istemediğini,
hangi rengi sevdiğini,
yapmadıklarımı, yanlış yaptıklarımı söylesin.
Başının ağrıdığını, üşüdüğünü, terlediğini, susadığını dile getirsin…
Susma dilim... susma!
“Anne” desin, “baba” desin, “kardeşim” desin.
Şarkılar söylesin,
dileklerini, sitemlerini, dualarını etsin…
Gözlerimi alın, verin oğluma.
Sakın yorulma gözlerim, sakın kaçırma bakışlarını…
Baksın çiçeğe, ağaca, taşa, güneşe, aya…
Mehtaba, yakamoza ..
Denizin derin mavisine,
kuşların özgürlüğe kanat çırpışına…
Baksın Annesinin, babasının, kardeşinin yüzüne…
Ama en önemlisi;
geçsin aynanın karşısına
ve doya doya baksın kendi yüzüne.
Ellerimi, kollarımı alın verin oğluma.
Sakın yorulma ellerim, sakın yorulma kollarım…
Oğlum ağaçlara tırmansın,
dallarından sallansın.
Uçurtmanın ipini tutsun,
kelimelerini kâğıtlara yazsın.
Ellerimi tutsun, kolları
boynuma dolansın,
sarılsın sımsıkı…
Renkleri verin oğluma.
Dünyanın rengârenk olduğunu bilsin.
Güneşin mavi değil sarı,
denizin kırmızı değil mavi olduğunu,
gökkuşağının tek renk olmadığını ..
Şimdi sen ver oğlum bana:
temiz duygularını,
saflığını,
kin tutmayan kalbini…
Karşılıksız sevmeyi öğret tüm insanlığa.
Kalbinin nuruyla ışık ol bana ..
Kötülüklerden, çirkinliklerden uzakta
senin saflığında kaybolayım…
